ABD Kongresi, 2022 yılında Yüksek Mahkeme'nin Roe v. Wade kararını bozmasıyla kürtaj hakkını federal düzeyde koruma altına alma fırsatını kaçırdı. Şimdi ise yeni bir anayasal kriz kapıda: ifade özgürlüğü. Son yıllarda açılan iftira davaları, özellikle kamuoyunu ilgilendiren konularda yapılan eleştirel yorumları hedef alarak Birinci Değişiklik'in sağladığı korumaları aşındırmaya başladı. Uzmanlar, Kongre'nin bu kez geç kalmaması gerektiğini vurguluyor.
Gelişmenin arka planı
Roe v. Wade'in 1973'teki tarihi kararı, kadınların kürtaj hakkını anayasal bir hak olarak tanımıştı. Ancak 2022'de Dobbs v. Jackson Women's Health Organization kararıyla bu içtihat ortadan kalktı. Bunun yerine kürtaj düzenleme yetkisi eyaletlere bırakıldı. Kongre, bu kararın ardından kürtaj hakkını federal yasalarla güvence altına alacak bir yasa tasarısını geçiremedi; Senato'daki parti kutuplaşması ve filibuster engeli nedeniyle çabalar sonuçsuz kaldı. Şimdi benzer bir tablo ifade özgürlüğü için de ortaya çıkıyor. Yüksek Mahkeme, 1964'teki New York Times v. Sullivan kararıyla kamu figürlerinin iftira davalarında 'gerçek kötü niyet' standardını getirmişti. Ancak son dönemde, özellikle sosyal medya ve dijital platformların yükselişiyle birlikte, bu standardın yetersiz kaldığına yönelik eleştiriler artıyor. Muhafazakâr yargıçlar, Sullivan kararının gözden geçirilmesi çağrısı yaparken, bazı eyaletlerde iftira yasaları sertleştiriliyor. New York Times v. Sullivan kararı, 1960'larda Sivil Haklar Hareketi sırasında Alabama yetkililerinin Times'a açtığı iftira davası sonucu doğdu. Mahkeme, kamu figürlerinin iftira davalarında zarar gören kişinin haberin yanlış olduğunu ve 'gerçek kötü niyetle' yayımlandığını kanıtlaması gerektiğine hükmetti. Bu karar, basın özgürlüğünün genişlemesinde kritik rol oynadı. Ancak günümüzde, online platformlar ve sosyal medya sayesinde bilgi dolaşımının hızlanması, yanlış bilginin yayılmasını da kolaylaştırdı. Bazı muhafazakâr çevreler, Sullivan kararının iftira mağdurlarını korumada yetersiz kaldığını savunuyor. Öte yandan sivil toplum örgütleri, standardın zayıflatılmasının eleştirel gazetecilik ve kamuoyu tartışmalarını baskılayacağını belirtiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu tartışma sadece ABD'ye özgü değil. Birleşik Krallık, Avustralya ve Avrupa Birliği ülkelerinde de iftira yasaları ile ifade özgürlüğü arasındaki denge yeniden değerlendiriliyor. Özellikle İngiltere'de 2013 tarihli İftira Yasası, 'ciddi zarar' eşiği getirerek davaları sınırlandırmaya çalıştı. Ancak davaların maliyeti ve süresi, caydırıcı etkisini sürdürüyor. Küresel ölçekte, otoriter rejimler iftira yasalarını muhalifleri susturmak için sıkça kullanıyor. ABD'nin bu konuda alacağı tavır, dünya genelinde ifade özgürlüğü standartlarını etkileyebilir. ABD Kongresi'nin, Roe v. Wade'deki gibi bir boşluk yaratmaması için ifade özgürlüğünü koruyacak yasal düzenlemeleri zamanında yapması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de son yıllarda iftira ve hakaret davaları, özellikle sosyal medya paylaşımları nedeniyle sıkça gündeme geliyor. Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesi kapsamında hakaret suçu, kamu görevlilerine karşı işlendiğinde cezalar artırılıyor. ABD'deki gelişmeler, Türkiye'de ifade özgürlüğü alanında çalışan hukukçular ve sivil toplum için önemli bir referans oluşturabilir. Eğer ABD, Sullivan standardını zayıflatırsa, bu durum küresel ölçekte ifade özgürlüğünün daralmasına yol açabilir; Türkiye gibi ülkelerde de benzer düzenlemelerin önünü açabilir. Tersine, ABD'nin güçlü bir koruma sağlaması, uluslararası normların güçlenmesine katkıda bulunabilir. Türkiye'nin AB ile müzakereleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da bu denklemde belirleyici olacaktır.