Keşmir'de son aylarda silahların susması, bölgede kalıcı bir barışın habercisi mi yoksa sadece geçici bir sessizlik mi? Hindistan yönetiminin bölgeyi sadece bir güvenlik sorunu olarak görmeye devam ettiği sürece gerçek entegrasyonun mümkün olmayacağı belirtiliyor. Bu durum, Keşmir'de yaşayan halkın umutlarını zayıflatırken, bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Hindistan'ın 2019'da Anayasa'nın 370. maddesini yürürlükten kaldırmasıyla başlayan süreç, Keşmir'in özel statüsünü sona erdirmişti. O tarihten bu yana bölgede sıkıyönetim benzeri uygulamalar ve insan hakları ihlalleri gündemden düşmüyor.
Gelişmenin Arka Planı: 370. Madde ve Sonrası
Hindistan hükümeti, 5 Ağustos 2019'da Jammu ve Keşmir'e özerklik tanıyan Anayasa'nın 370. maddesini yürürlükten kaldırdı. Bu karar, Keşmir'i iki birlik toprağına böldü: Jammu ve Keşmir ile Ladakh. Kararın hemen ardından bölgeye internet yasağı, sokağa çıkma yasağı ve binlerce siyasi tutuklama getirildi. Hindistan yönetimi, bu adımları bölgeyi terörizmden arındırma ve ekonomik kalkınmayı hızlandırma gerekçesiyle savunsa da, Keşmirli siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri bunu bir ilhak olarak nitelendiriyor. Pakistan ise konuyu Birleşmiş Milletler'e taşıyarak uluslararası toplumun müdahalesini istiyor. Uzun yıllardır süren çatışmalar, binlerce sivilin ölümüne ve bölgenin askerileşmesine yol açtı. Hindistan'ın Keşmir'de konuşlu 500 binden fazla askeri bulunuyor.
Silahların susması, Hindistan'ın sıkı güvenlik önlemleri sayesinde sağlanan bir durum. Ancak bu sessizlik, derinlerdeki kırgınlıkları ve talepleri ortadan kaldırmıyor. Yerel halk arasında yapılan anketler, bağımsızlık veya Pakistan'a katılma talebinin azalmadığını; aksine yeni nesil arasında daha da güçlendiğini gösteriyor. Ekonomik ambargolar ve işsizlik, özellikle gençler arasında radikalleşmeyi körüklüyor. Hindistan'ın bölgeyi entegre etme çabaları, kültürel ve siyasi farklılıkları görmezden geldiği için başarısızlığa mahkûm görünüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Keşmir sorunu sadece Hindistan ve Pakistan arasında bir toprak anlaşmazlığı değil; aynı zamanda Çin'in de dahil olduğu çok boyutlu bir jeopolitik kriz. Çin, Pakistan ile ittifakını güçlendirirken, Hindistan'ı Kuşak ve Yol Projesi'nin (CPEC) Keşmir'den geçen kısmı nedeniyle sıkıştırıyor. ABD ise Hint-Pasifik stratejisi kapsamında Hindistan'ı dengelemeye çalışırken, Keşmir'de insan hakları ihlallerine sessiz kalmasıyla eleştiriliyor. Birleşmiş Milletler, bölgede referandum yapılmasını öngören kararlarını uygulatamıyor. Avrupa Birliği, Hindistan'ı diyalog ve barış sürecine zorlamak için ekonomik yaptırımları gündeme getirse de, Hindistan'ın Rusya ve ABD ile olan stratejik ortaklıkları bu çabaları zayıflatıyor. Bölgedeki istikrarsızlık, Afganistan ve Orta Asya'ya da sıçrama potansiyeli taşıyor. Özellikle Taliban'ın Afganistan'da yeniden iktidara gelmesi, Keşmir'deki militan grupların moralini yükseltti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Keşmir'deki gelişmeler, Türkiye'nin yakından takip ettiği bir konu. Türkiye, Keşmir halkının kendi kaderini tayin hakkını destekleyen açıklamalar yaparken, Hindistan ile olan ticari ve stratejik ilişkilerini de sürdürme çabasında. Ancak Hindistan'ın Pakistan'ı terörizmle suçlaması ve Türkiye'yi bu konuda eleştirmesi, Ankara'nın denge politikasını zorluyor. Türkiye, Keşmir'de insan hakları ihlallerine karşı BM platformunda sesini yükseltirken, bölgedeki çatışmanın tırmanması halinde Güney Asya'daki istikrarın bozulacağını öngörüyor. Bu durum, Türkiye'nin Pakistan ile olan askeri ve ekonomik işbirliğini de etkileyebilir. Özellikle Çin'in bölgedeki artan etkisi, Türkiye'nin Orta Asya ve Avrasya politikaları açısından dikkatle izlenmesi gereken bir parametre.