Kaliforniya eyaletinde yapılan kapsamlı bir analiz, eyaletteki su kaynaklarının yaklaşık yarısının, PFAS (perfloroalkil ve polifloroalkil maddeler) olarak bilinen 'sonsuz kimyasallarla' kirletildiğini ortaya koydu. Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve eyalet regulatorleri tarafından yürütülen testlerde, nehirlerin ve akarsuların yüzde 50'sinde PFAS seviyelerinin güvenli sınırların üzerinde olduğu belirlendi. Kirlilik, özellikle içme suyu kaynakları olarak kullanılan su havzalarında yoğunlaşıyor. PFAS, endüstriyel atıklar, yangın söndürme köpükleri ve tüketici ürünleri yoluyla doğaya karışıyor ve vücutta birikerek kanser, bağışıklık sistemi sorunları ve hormonal bozukluklara yol açabiliyor.
Gelişmenin arka planı
Kaliforniya Su Kaynakları Kontrol Kurulu tarafından yapılan çalışma, eyalet genelinde 2.800'den fazla noktadan alınan su örneklerini analiz etti. Örneklerin yüzde 49'unda PFAS tespit edildi ve bunların büyük kısmı, eyaletin en büyük şehirlerine su sağlayan havzalarda yoğunlaştı. Özellikle Los Angeles, San Francisco ve San Diego gibi metropollerin içme suyu kaynaklarında PFAS düzeyleri, EPA'nın 2022'de belirlediği sağlık uyarı sınırının altında olmasına rağmen, uzun vadede risk oluşturuyor. Eyalet yetkilileri, kirliliğin büyük ölçüde endüstriyel tesislerden, askeri üslerden ve havalimanlarından kaynaklandığını belirtiyor. PFAS, bu tesislerde yangın söndürme tatbikatlarında kullanılan köpüklerden yer altı sularına sızıyor. Ayrıca, fast food ambalajları, su geçirmez kumaşlar ve yapışmaz tencereler gibi tüketici ürünleri de kirliliğe katkıda bulunuyor.
PFAS, doğada çözünmediği için 'sonsuz kimyasallar' olarak adlandırılıyor. ABD genelinde içme suyu sistemlerinin yüzde 45'inden fazlasında PFAS bulunduğu tahmin ediliyor. Kaliforniya, PFAS konusunda en sıkı düzenlemelere sahip eyaletlerden biri olmasına rağmen, temizlik maliyetleri milyarlarca doları buluyor. Eyalet, 2023 yılında su tedarikçilerinin PFAS seviyelerini düzenli olarak rapor etmesini zorunlu kılan bir yasa çıkardı. Ancak, kirliliğin kaynağı olan endüstriyel tesislerin denetimi yetersiz kalıyor. Çevre örgütleri, PFAS üreten şirketlerin temizlik masraflarını üstlenmesi için dava açılması çağrısında bulunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
PFAS kirliliği sadece Kaliforniya'nın değil, tüm ABD ve dünya genelinde büyüyen bir çevre krizi. ABD Çevre Koruma Ajansı, 2024 yılında PFAS için ulusal içme suyu standardı belirlemeyi planlıyor. Avrupa Birliği'nde de PFAS kullanımı kademeli olarak yasaklanıyor. Almanya, Hollanda ve Danimarka gibi ülkeler, PFAS içeren ürünlerin üretimini durdurma kararı aldı. Ancak, PFAS'ın küresel ticarette yaygın kullanımı nedeniyle, yasakların etkisi sınırlı kalıyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise PFAS düzenlemesi neredeyse yok denecek kadar az. Bu durum, 'sonsuz kimyasalların' hava ve okyanus akıntıları yoluyla tüm dünyaya yayılmasına neden oluyor. Bilim insanları, PFAS'ın Kuzey Kutbu'ndaki buzullarda bile tespit edildiğini belirtiyor.
Kaliforniya'daki durum, küresel PFAS krizinin sadece bir yansıması. Eyalet, ABD'nin en büyük ekonomisi ve en kalabalık nüfusuna sahip. Bu nedenle, buradaki kirlilik, ülke genelinde PFAS politikalarını şekillendirmesi açısından önemli. Kaliforniya'nın PFAS düzenlemeleri, diğer eyaletler için model oluşturabilir. Ancak, kimyasal endüstrisinin güçlü lobi faaliyetleri, sıkı düzenlemelerin önünde engel teşkil ediyor. PFAS üreticileri, kimyasalların güvenli olduğunu savunurken, bağımsız araştırmalar bunların insan sağlığına zararlı olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kaliforniya'daki PFAS kirliliği, Türkiye için de önemli dersler barındırıyor. Türkiye'de içme suyu kaynaklarının PFAS açısından düzenli olarak test edilip edilmediği bilinmiyor. Oysa Türkiye'de de yangın söndürme köpükleri ve endüstriyel atıklar benzer kirliliğe yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin su kaynaklarının sınırlı olması, bu tür kimyasalların temizlenmesini neredeyse imkansız hale getirebilir. Türk yetkililerin, ABD ve AB'deki PFAS yasaklarını yakından takip etmesi ve ulusal bir izleme sistemi kurması gerekiyor. Küresel ticarette PFAS içeren ürünlerin ithalatına yönelik kısıtlamalar, Türkiye'nin çevre politikasında proaktif adımlar atmasını zorunlu kılıyor.