Covid-19 salgını sırasında kişisel koruyucu ekipman (KKD) alımlarında yaşanan büyük skandal, İngiltere'de yürütülen resmi soruşturmanın yayımladığı raporla bir kez daha gündeme geldi. Rapora göre, dönemin Başbakanı Boris Johnson liderliğindeki Muhafazakar Parti hükümeti, KKD tedarikinde “devasa” boyutlarda kamu parasını çarçur etti ve özellikle Muhafazakar Parti bağlantılı şirketlere öncelik tanıyan “VIP şeridi” uygulamasıyla usulsüzlükler yapıldı. Soruşturma Başkanı, raporunda bu uygulamaların “kabul edilemez” olduğunu vurguladı.
Kamu kaynaklarının kötüye kullanımı
Soruşturma kapsamında incelenen belgeler ve ifadeler, Johnson hükümetinin salgının ilk aylarında KKD tedarikinde stratejik bir planlama yapmadığını gösteriyor. Hükümet, mevcut stokların yetersiz kalması üzerine aceleyle ve yüksek fiyatlarla alımlar gerçekleştirdi. Özellikle “VIP şeridi” olarak adlandırılan sistem sayesinde, Muhafazakar Parti’ye bağış yapan veya parti yöneticileriyle yakın ilişkisi olan firmalar, KKD sözleşmelerinde öncelikli hale getirildi. Bu firmaların birçoğu daha önce sağlık sektöründe faaliyet göstermemiş ve tıbbi malzeme tedariki konusunda hiçbir deneyime sahip değildi. Raporda, bu usulsüz uygulamalar sonucunda kamuya milyarlarca sterlin ek yük getirdiği ve bazı firmaların normal piyasa fiyatlarının çok üzerinde ödeme aldığı belirtiliyor.
Soruşturma raporu, tedarik sürecinde şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin tamamen ihlal edildiğine dikkat çekiyor. Kamu İhale Kurumu’nun yetkililerinin, hükümetin talimatları doğrultusunda hızlı ihale yapabilmek için normal prosedürleri askıya aldıkları ve bu durumun denetim mekanizmalarını devre dışı bıraktığı kaydediliyor. Sağlık Bakanlığı yetkilileri, özellikle solunum cihazı ve maske gibi kritik ekipman alımlarında acele kararlar alındığını, ancak bu kararların çoğunun daha sonra hatalı olduğunun anlaşıldığını ifade ettiler. Rapor, söz konusu ihale sürecinin “kontrolsüz ve sistemsiz” olduğunu, bunun da kamu kaynaklarında büyük israfa yol açtığını vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İngiltere’deki KKD skandalı, yalnızca ülke içinde değil, uluslararası alanda da yankı uyandırdı. Salgın döneminde birçok ülke, benzer şekilde tedarik zincirlerinde aksamalar yaşadı ve bazıları hızlı alım kararları nedeniyle eleştirildi. Ancak İngiltere örneği, özellikle gelişmiş bir ülkede kamu ihale süreçlerinin siyasi bağlantılar nedeniyle nasıl manipüle edilebildiğini göstermesi açısından dikkat çekiyor. Bu durum, demokratik ülkelerde şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Aynı zamanda, Avrupa Birliği ülkeleri ve diğer batılı devletler, pandemi sırasında acil durum tedarik yasalarını kullanarak benzer yöntemler izlemiş olsalar da, İngiltere'deki boyutu ve partizanlık skandalı, uluslararası medyada geniş yer buldu. Soruşturmanın sonuçları, küresel sağlık krizlerinde kamu yönetimi ve etik ilkelerin korunması gerektiğine dair önemli bir ders niteliği taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere’deki KKD skandalı, Türkiye’nin kamu ihale ve tedarik politikaları açısından da önemli çıkarımlar sunuyor. Pandemi sürecinde Türkiye de benzer alım süreçlerinden geçmiş ve bazı firmaların usulsüz yollarla ihale kazandığı iddiaları gündeme gelmişti. Bu rapor, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Ayrıca, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde şeffaflık ve hesap verebilirlik standartlarını yükseltmesi beklenirken, bu tür uluslararası örnekler, mevzuat uyumunun önemini vurguluyor. Küresel sağlık krizlerinde ülkelerin kırılganlıklarını azaltmak için stratejik planlama yapması ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi gerektiği de bu raporla bir kez daha hatırlatılıyor.