ABD ile İran arasında son aylarda dolaylı yollardan sürdürülen gayriresmi ateşkesin fiilen sona ermesi, Basra Körfezi'nde gerilimi yeniden tırmandırdı. Uzmanlara göre, iki ülke arasındaki çatışma artık sadece ikili bir düellodan çıkarak, belirgin bir çıkış yolu olmayan bölgesel bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıyor. Özellikle Yemen, Irak ve Lübnan'daki vekil güçler üzerinden yürüyen mücadele, önümüzdeki haftalarda daha önce görülmemiş bir tehlike boyutuna ulaşabilir.
Gelişmenin arka planı: Ateşkes nasıl çöktü?
Geçtiğimiz aylarda Umman ve Katar arabuluculuğunda yürütülen gizli görüşmeler, nükleer müzakerelerin yanı sıra bölgesel gerginliği azaltmayı hedefliyordu. Ancak İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürmesi ve ABD'nin yeni yaptırım dalgaları, zaten kırılgan olan ateşkesi hedef aldı. Washington yönetimi, özellikle Körfez'deki deniz güvenliğine yönelik İran destekli saldırılara karşı daha sert bir tutum benimserken, Tahran da ABD'nin bölgedeki askeri varlığını hedef alan eylemlerini artırdı.
Son olarak geçen hafta Umman Denizi'nde bir İsrail bağlantılı tankere düzenlenen insansız hava aracı saldırısı ve Bahreyn'deki ABD Donanma üssüne yönelik roket tehditleri, tansiyonun yeniden yükseldiğini gösterdi. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol sevkiyatı son iki haftada yüzde 15 azalırken, deniz sigorta primleri iki katına çıktı.
Bölgesel ve küresel boyut: Savaşın yayılma riski
Uzmanlar, ABD-İran çatışmasının artık sadece ikili bir mesele olmaktan çıktığını vurguluyor. Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları, Irak'taki Şii milislerin ABD üslerine düzenlediği roketli saldırılar ve Lübnan Hizbullah'ının İsrail sınırında yarattığı gerilim, çatışmanın çok yönlü bir hal aldığını gösteriyor. İran'ın nükleer programına ilişkin endişeler de devam ediyor; Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın son raporuna göre, İran yüzde 60 saflıkta uranyum stokunu 2023 başına kıyasla iki katına çıkardı.
Körfez ülkeleri ise taraf olmaktan kaçınmaya çalışıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Çin'in arabuluculuğunda İran'la ilişkilerini normalleştirme sürecine girmiş olsa da ABD ile stratejik ortaklıklarını da koruyor. Bölgesel bir savaşın enerji piyasalarını altüst etmesinden endişe eden Riyad, gerilimi düşürmek için devreye girmeye çalışıyor. Ancak Washington ve Tahran arasındaki doğrudan diyalog kanallarının tıkanması, kriz yönetimini zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için enerji güvenliği ve komşu ülkelerdeki istikrar açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğal gaz ihtiyacının önemli bir kısmını Körfez ve İran üzerinden karşılıyor; Basra Körfezi'ndeki bir çatışma, Hürmüz Boğazı'nı tehdit ederek enerji fiyatlarını yukarı çekebilir. Ayrıca, Irak'ın kuzeyindeki Türk askeri varlığı ve PKK ile mücadele, İran destekli Şii milislerin hareketlenmesi durumunda risk altına girebilir. Türkiye'nin hem ABD hem İran'la diyalog kanallarını açık tutması, bölgesel krizde dengeleyici bir rol oynamasını sağlayabilir. Ancak Ankara'nın, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine karşı Batı ile uyumlu ancak bağımsız bir politika izlemesi, çıkar çatışmalarını yönetmesini gerektiriyor.