NATO'nun bu yılki zirvesi, ittifak üyeleri arasında derin görüş ayrılıklarının su yüzüne çıktığı bir platform haline geldi. Özellikle savunma harcamaları, Doğu Avrupa'daki güvenlik endişeleri ve Transatlantik ilişkilerdeki gerilim, zirvenin ana gündem maddelerini oluşturdu. Geçtiğimiz günlerde Brüksel'de düzenlenen zirve, NATO'nun 75. kuruluş yıl dönümüne denk gelirken, ittifakın birliği ve geleceği üzerine ciddi soru işaretleri yarattı.
Arka Plan: Savunma Harcamaları ve Yük Paylaşımı Krizi
Zirvenin en tartışmalı konularından biri, üye ülkelerin GSYİH'lerinin %2'sini savunmaya ayırma taahhüdünün karşılanması oldu. Özellikle ABD, birçok Avrupalı müttefike bu konuda baskı yaparken, Almanya ve Fransa gibi büyük ekonomiler hedeflerin gerisinde kalmayı sürdürüyor. Bununla birlikte, Doğu kanadındaki ülkeler (Polonya, Baltık devletleri) Rusya tehdidine karşı daha fazla harcama yaparken, güney kanadındaki ülkeler terörle mücadele ve göç gibi farklı önceliklere sahip. Bu ayrışma, ittifak içinde "yük paylaşımı" konusunda derin bir krize yol açıyor.
Bunun yanı sıra, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine yönelik blokajı da zirvede önemli bir gerginlik kaynağıydı. Ankara, iki ülkenin PKK ve YPG’ye karşı tutumunda değişiklik talep ederken, müzakerelerin tıkanması ittifakın genişleme sürecini sekteye uğrattı. İsveç ve Finlandiya liderlerinin zirvede Türk yetkililerle yaptığı ikili görüşmeler, sorunun çözümü için umut verse de somut bir ilerleme kaydedilmedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Transatlantik İlişkilerde Kırılma
Zirve aynı zamanda Avrupa-ABD ilişkilerindeki gerilimi de gözler önüne serdi. ABD Başkanı Joe Biden'ın ikinci döneme hazırlandığı bir dönemde, Avrupalı liderler Washington'un Çin’e karşı sertleşen ticaret politikaları ve Ukrayna’ya yardım konusundaki isteksizliğinden endişe duyuyor. Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa stratejik özerkliği” çağrıları, bazı üyeler tarafından ABD’den kopuş olarak yorumlanırken, Polonya ve Baltık devletleri bu fikre sıcak bakmıyor. Bu ayrışma, NATO’nun ortak tehditler karşısında tek ses olamamasına yol açıyor.
Rusya’nın Ukrayna savaşında elde ettiği kısmi başarılar ve kış aylarında enerjiyi silah olarak kullanması, ittifakın caydırıcılık kapasitesini sorgulatıyor. Doğu kanadına konuşlandırılan çokuluslu taburların yetersiz olduğu düşünülürken, NATO’nun yeni savunma planları üzerinde çalıştığı belirtiliyor. Ancak bu planların finanse edilmesi ve üyeler arasında mutabakat sağlanması kolay görünmüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO’nun güney kanadının kilit ülkesi olarak zirvede önemli bir rol oynadı. İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği konusundaki tutumu, Ankara’nın ittifak içindeki pazarlık gücünü gösterdi. Ancak bu durum, Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle ilişkilerinde yeni bir gerilim alanı yaratabilir. Öte yandan, savunma harcamaları tartışmaları Türkiye’nin lehine çalışabilir; çünkü Türkiye GSYİH’sinin yaklaşık %1.5’ini savunmaya ayırıyor ve ABD’nin daha fazla katkı talebine karşı kendi güvenlik endişelerini (sınır ötesi operasyonlar, terörle mücadele) öne sürebilir. Ayrıca, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji keşifleri ve Libya’daki varlığı, NATO içinde stratejik konumunu güçlendirse de, Yunanistan ile yaşanan anlaşmazlıklar ittifakın iç dayanışmasını zedeleyebilir. Zirve sonuç bildirgesinde Türkiye’nin endişelerine ne ölçüde yer verileceği, Ankara’nın gelecekteki NATO politikasını belirleyecek.