ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in İran ile yürütülen nükleer müzakerelere ilişkin iyimser açıklamaları, uzmanlara göre gerçekleri yansıtmıyor. University College Dublin Clinton Enstitüsü'nden Profesör Scott Lucas, Vance'in söylemini 'domuzu rujlamak' olarak nitelendiriyor ve ABD'nin müzakere masasına zayıf bir pozisyonda oturduğunu belirtiyor. Lucas'a göre Washington, Tahran'ın nükleer programını durdurma hedefinden vazgeçmiş durumda; artık amaç 'rejim değişikliği' değil, 'rejim teslimiyeti' aramak. Bu dönüşüm, İran'a stratejik üstünlük sağlıyor.
Müzakere masasında güç dengesi
Scott Lucas, İran'ın müzakere sürecindeki avantajını vurgularken, ABD'nin ekonomik yaptırımların etkisiz kaldığı bir ortamda elinin zayıf olduğuna dikkat çekiyor. 'Trump yönetimi başlangıçta maksimum baskı politikasıyla İran'ı çökertmeyi hedefliyordu. Ancak bu strateji başarısız oldu. Şimdi ise müzakerelerden bir anlaşma çıkarma umuduyla, nükleer dosyanın özünü oluşturan uranyum zenginleştirme faaliyetlerini görmezden geliyorlar' diyen Lucas, Vance'in 'diplomatik çözüm' söyleminin bir kurtarma operasyonu olduğunu ifade ediyor. Analiste göre, İranlı müzakereciler masaya daha güçlü bir el ile oturuyor: 'İran, nükleer bilgi birikimini durdurmayı asla kabul etmeyecek. ABD ise askeri seçenekten kaçınarak, kabul edilebilir bir anlaşma için İran'ın şartlarına boyun eğmek zorunda kalabilir.'
Bölgesel yansımalar ve jeopolitik denklem
ABD-İran müzakerelerindeki bu güç dengesizliği, sadece nükleer dosyayı değil, tüm Ortadoğu'nun jeopolitik dengesini etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefikleri, Washington'un Tahran karşısında geri adım atmasından endişe duyuyor. İsrail ise, nükleer anlaşmanın zayıflatılmış bir versiyonuna sıcak bakmıyor ve askeri müdahale seçeneğini masada tutuyor. Lucas, bu durumun İran'a bölgesel bir prestij kazandırdığını belirtiyor: 'İran, ABD'nin müzakere masasında eşit bir ortak olmadığını, aksine kendi şartlarını dayatan bir güç olduğunu görüyor. Bu, Tahran'ın Yemen, Suriye ve Lübnan'daki vekil güçler üzerindeki etkisini artırabilir.'
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran müzakerelerinin sonucundan doğrudan etkilenecek ülkeler arasında. İran'ın nükleer programı konusunda elde edeceği her taviz, Türkiye'nin güvenliğini ve bölgesel dengeleri yakından ilgilendiriyor. Zayıf bir ABD pozisyonu, İran'ın Irak ve Suriye'deki nüfuzunu artırarak Türkiye'nin bu ülkelerdeki çıkarlarına zarar verebilir. Ayrıca, olası bir nükleer İran, Türkiye'yi de benzer bir yola itebilir. Ancak Ankara, müzakerelerden çıkacak bir anlaşmanın, İran'a uygulanan yaptırımların hafiflemesi ve bölgesel ticaretin canlanması yoluyla ekonomik fırsatlar da sunabileceğini göz ardı etmemeli. Türkiye'nin bu süreçte denge politikasını koruması, hem Batı ittifakı hem de komşusu İran ile ilişkilerini yönetmesi açısından kritik önemde.