Japonya, Fukuşima felaketinin ardından sıkı güvenlik denetimlerinden geçirerek yeniden faaliyete geçirdiği nükleer reaktörlerden birini daha devreye alırken, ülkenin nükleer programının karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri olan kullanılmış nükleer yakıt depolama kapasitesinin kritik seviyeye ulaştığı ortaya çıktı. Japonya’nın batısındaki Takahaama Nükleer Santrali’nde 3 numaralı reaktörün yeniden çalıştırılması, ülkenin nükleer enerji politikasındaki yönelimi gösterirken, atık yönetimindeki belirsizlikleri de gözler önüne serdi.
Kullanılmış yakıt havuzları doluyor
Japonya’nın nükleer santrallerinde biriken kullanılmış yakıt çubukları, sahalardaki geçici depolama havuzlarında muhafaza ediliyor. Ancak uzmanlara göre bu havuzların doluluk oranı yüzde 80’i aşmış durumda. Ülkede kalıcı bir radyoaktif atık depolama tesisi bulunmuyor; bu atıkların nihai olarak bertaraf edilmesi için jeolojik bir depolama alanının belirlenmesi ve inşa edilmesi gerekiyor. Fakat yerel halkın ve yerel yönetimlerin güçlü muhalefeti nedeniyle bu konuda hiçbir ilerleme kaydedilemedi. Hükümet, 2020’de yeni bir depolama tesisi için gönüllü bölge arayışına girmiş, ancak başvuru yapan iki belediyeden biri geri çekilmişti. Geriye kalan tek aday olan Hokkaido’daki bir kasaba ise henüz resmi bir başvuru yapmış değil.
Bu durum, Japonya’nın nükleer enerjiye yeniden yönelmesiyle birlikte daha da kritik hale geliyor. Enerji ihtiyacının önemli bir kısmını fosil yakıtlarla karşılayan ülke, karbon emisyonlarını azaltmak için nükleer santralleri yeniden devreye almayı planlıyor. Ancak atık yönetimi konusundaki bu çıkmaz, hükümetin nükleer enerji hedeflerine ulaşmasını zorlaştırabilir.
Küresel bir sorun: Nükleer atıkların geleceği
Japonya’nın karşı karşıya olduğu bu sorun, aslında nükleer enerji kullanan tüm ülkelerin ortak meselesi. Dünyada yaklaşık 30 ülke nükleer enerji üretiyor ve bu ülkelerin çoğu kullanılmış yakıtlarını geçici depolama tesislerinde muhafaza ediyor. Kalıcı çözüm olarak öne çıkan jeolojik depolama tesisleri ise yalnızca birkaç ülkede faaliyete geçmiş durumda. Finlandiya, 2023’te dünyanın ilk jeolojik nükleer atık depolama tesisini faaliyete sokarken, İsveç ve Fransa da benzer projeler üzerinde çalışıyor. ABD ise Nevada’daki Yucca Dağı projesini siyasi engeller nedeniyle rafa kaldırmış durumda.
Japonya’da yaşanan bu gelişme, nükleer enerjinin sürdürülebilirliği konusundaki tartışmaları da yeniden alevlendirdi. Çevre örgütleri, nükleer atıkların binlerce yıl boyunca izole edilmesi gerektiğini ve bunun teknik ve mali açıdan büyük bir yük getirdiğini belirtiyor. Öte yandan, nükleer enerji savunucuları, yenilenebilir enerji kaynaklarının tek başına yeterli olmadığını ve karbon nötr hedeflerine ulaşmak için nükleerin gerekli olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akkuyu Nükleer Santrali ile nükleer enerji üretmeye hazırlanırken, Japonya’daki bu gelişme, atık yönetimi konusunda dikkatli olunması gerektiğini gösteriyor. Türkiye’nin henüz kullanılmış yakıtların depolanması için net bir planı bulunmuyor. Uluslararası deneyimler, geçici depolama çözümlerinin uzun vadede sürdürülemez olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin, nükleer programını başlatırken atık yönetimi stratejisini de eş zamanlı olarak geliştirmesi ve uluslararası iş birliğine açık olması gerekiyor. Aksi halde, Japonya’nın karşılaştığı türden bir krizle yüzleşmek zorunda kalabilir.