Japonya ve Çin arasındaki gerginlik, ABD-Çin ilişkilerindeki son dönemdeki yumuşamaya rağmen derinleşerek devam ediyor. Washington ile Pekin arasında ticaret, teknoloji ve iklim değişikliği gibi konularda diyalog kanallarının açılması, Tokyo’yu endişelendiriyor. Zira Japonya, uzun yıllardır ABD’nin Asya-Pasifik’teki en önemli müttefiki olarak Çin’e karşı bir denge unsuru işlevi görüyor. Ancak ABD’nin Çin’le ilişkilerini normalize etme çabaları, Japonya’nın stratejik konumunu zayıflatabilir. Bu durum, iki ülke arasındaki tarihsel düşmanlık, toprak anlaşmazlıkları ve bölgesel liderlik mücadelesi gibi köklü sorunların daha da belirginleşmesine yol açıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Tarihsel Düşmanlık ve Bölgesel Rekabet
Japonya ve Çin arasındaki ilişkiler, II. Dünya Savaşı’na kadar uzanan derin bir güvensizlik üzerine inşa edilmiştir. Japonya’nın savaş döneminde Çin’e yönelik işgali ve işlediği savaş suçları, Pekin’in hafızasında hâlâ tazedir. Çin, Japonya’nın savaş geçmişiyle yüzleşmediğini savunurken, Tokyo da Çin’in bu konuyu siyasi bir araç olarak kullandığını düşünüyor. Doğu Çin Denizi’ndeki Senkaku/Diaoyu Adaları üzerindeki egemenlik tartışması ise iki ülke arasındaki ana çatışma noktalarından birini oluşturuyor. Japonya, adaları fiilen kontrol ederken, Çin bölgedeki askeri varlığını artırarak sık sık devriye gezileri düzenliyor. Bu durum, zaman zaman denizden hava sahasına kadar uzanan gerilimlere yol açıyor.
Ekonomik bağımlılık ise bu gerginlikleri kısmen yumuşatabiliyor. Çin, Japonya’nın en büyük ticaret ortağı konumunda. 2023 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 370 milyar doları aştı. Ancak bu ekonomik entegrasyon, siyasi ve askeri alandaki rekabeti ortadan kaldırmaya yetmiyor. Özellikle Japonya’nın çip üretiminde Çin’e yönelik kısıtlamalara katılması ve ABD liderliğindeki teknolojik ittifaklara dahil olması, Pekin’i rahatsız ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: ABD Faktörü ve Asya-Pasifik Dengesi
ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Çin’le rekabet ve işbirliği arasında bir denge kurma çabası, Japonya için bir ikilem yaratıyor. Washington, bir yandan Çin’e karşı askeri ve teknolojik caydırıcılığını sürdürürken, diğer yandan iklim değişikliği ve küresel sağlık gibi konularda işbirliği arıyor. Bu durum, Japonya’nın ABD’nin Çin’e karşı en sadık müttefiki olma rolünü sorgulamasına neden oluyor. Özellikle Biden’ın Xi Jinping ile yaptığı son zirveler, Tokyo’da bir endişe dalgası yarattı. Japonya, ABD’nin kendi çıkarları için Çin’le uzlaşma yoluna gitmesi durumunda, bölgesel güvenlik mimarisinde yalnız kalabileceğini düşünüyor.
Buna karşılık Japonya, savunma harcamalarını artırarak ve askeri kapasitesini geliştirerek kendi caydırıcılığını güçlendirmeye çalışıyor. 2022 yılında kabul edilen yeni milli güvenlik stratejisi, Japonya’nın düşman üslerine karşı saldırı kabiliyeti edinmesini öngörüyor. Bu hamle, II. Dünya Savaşı sonrası pasifist anayasayla çelişiyor ve bölgedeki komşularını tedirgin ediyor. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki askeri faaliyetleri ve Tayvan üzerindeki baskıları, Japonya’nın güvenlik kaygılarını daha da artırıyor. Tokyo, Tayvan’ın olası bir Çin işgaline karşı ABD’yle ortak hareket etme konusunda istekli görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Asya-Pasifik’teki bu güç mücadelesini yakından takip etmelidir. Çin ve Japonya arasındaki gerginlik, Türkiye’nin doğrudan bir tarafı olmamakla birlikte, küresel ticaret ve deniz güvenliği üzerindeki etkileriyle Ankara’yı da ilgilendiriyor. Doğu Çin Denizi’ndeki olası bir çatışma, küresel tedarik zincirlerini sekteye uğratabilir ve enerji fiyatlarını yükseltebilir. Türkiye, bir yandan Çin’le ekonomik ilişkilerini geliştirirken, diğer yandan NATO müttefiki olarak ABD ve Japonya’yla stratejik bağlarını sürdürüyor. Bu dengenin korunması, Türk dış politikası için kritik öneme sahip. Ayrıca, Türkiye’nin Orta Koridor girişimi, Asya-Pasifik’teki istikrarla doğrudan bağlantılıdır. Bölgedeki gerginliğin artması, Türkiye’yi dolaylı olarak etkileyebilir.