Japonya, İran'daki savaşın tetiklediği yüksek petrol fiyatları ve merkez bankasının faiz oranlarını normalleştirme çabalarına rağmen, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana en uzun kesintisiz ekonomik büyüme dönemine yaklaşıyor. Ülke, 2024 yılı dördüncü çeyreğinde de büyümesini sürdürürse, 2020 yılından bu yana üst üste 12 çeyrek büyüme kaydederek 1960'ların sonundaki rekoru egale edecek. Bu dönemde Japonya ekonomisi, küresel tedarik zinciri sorunlarına ve Asya'daki jeopolitik gerilimlere rağmen dayanıklılık gösterdi.
Gelişmenin Arka Planı
Japonya Merkez Bankası (BOJ), uzun yıllardır devam eden negatif faiz politikasını sona erdirmeye hazırlanırken, enflasyon hedefinin tutturulması büyümenin önünü açıyor. Ancak hane halkı, artan yaşam maliyetleri ve zayıf yen nedeniyle zorluk yaşıyor. Nominal ücretler artsa da reel ücretler düşüşte; bu durum iç talebi baskılıyor. Japonya'nın ihracat odaklı büyüme modeli, otomotiv ve elektronik gibi sektörlerde küresel talebin canlı kalmasıyla destekleniyor. Özellikle Çin ve ABD'ye yapılan ihracat, büyümenin temel itici güçleri arasında yer alıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Japonya'nın büyüme performansı, Asya-Pasifik bölgesindeki ekonomik dengeler açısından kritik öneme sahip. Çin'in yavaşlayan ekonomisi ve Güney Kore ile yaşanan ticaret anlaşmazlıklarına rağmen Japonya, teknoloji ve otomotiv alanındaki rekabet gücünü koruyor. Küresel ölçekte ise Japonya'nın faiz normalizasyonu, dünya genelinde borçlanma maliyetlerini etkileyebilecek bir gelişme olarak izleniyor. ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) politika adımlarıyla birlikte BOJ'un kararları, küresel sermaye akımlarını şekillendirebilir. Ayrıca İran savaşı nedeniyle artan enerji maliyetleri, Japonya gibi enerji ithalatçısı ülkeler için bir risk unsuru oluşturmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'nın ekonomik büyümesi ve faiz politikaları, Türkiye için iki açıdan önem taşıyor. Birincisi, Japonya'nın faiz normalizasyonu, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına yol açabilir; bu durum Türkiye gibi cari açık veren ekonomileri olumsuz etkileyebilir. İkincisi, Japonya ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi sınırlı olsa da, Japon otomotiv ve teknoloji firmalarının Türkiye'deki yatırımları, Japonya'nın büyüme performansına bağlı olarak şekillenecektir. Ayrıca, enerji ithalatında benzer kırılganlık gösteren iki ülke olarak, petrol fiyatlarındaki artış her iki ülke için de risk oluşturuyor. Türkiye, Japonya'nın deneyiminden faiz artırımı ve büyüme dengesi konusunda dersler çıkarabilir.