Japonya’da toplu taşımada kadınlara yönelik cinsel taciz, 25 yıl önce hayata geçirilen kadınlara özel vagon uygulamasına rağmen önlenemiyor. 1990’lı yılların sonunda başlatılan bu uygulama, yoğun saatlerde kadın yolculara güvenli bir alan sunmayı amaçlarken, trenlerdeki “chikan” (tacizci) tehdidi ortadan kalkmış değil. Mariko adlı bir kadının, 2000'li yılların başında bir trende karşılaştığı taciz olayı, binlerce benzer vakadan sadece biri. Tokyo Metrosu’nun istatistiklerine göre, her yıl yaklaşık 3 bin ila 4 bin arasında cinsel taciz vakası rapor ediliyor, ancak uzmanlar bu sayının gerçek rakamın çok altında olduğunu belirtiyor. Taciz mağdurlarının büyük bir kısmı, ifşa olma korkusu veya olayın ciddiye alınmayacağı endişesiyle şikâyette bulunmuyor.
Kadınlara özel vagonlar: Başlangıç ve bugün
İlk kez 2000 yılında Tokyo’da bazı hatlarda uygulanmaya başlanan kadınlara özel vagonlar, özellikle sabah ve akşam yoğun saatlerde hizmet veriyor. Başlangıçta bu vagonların sayısı sınırlıyken, talep üzerine 2005’te tüm büyük şehir hatlarını kapsayacak şekilde genişletildi. Bugün itibarıyla Japonya genelinde 200’den fazla tren hattında kadınlara özel vagon bulunuyor. Ancak bu önlem, yalnızca belirli saatlerde geçerli. Uzmanlar, taciz vakalarının çoğunun vagonların olmadığı saatlerde ve hatlarda gerçekleştiğine dikkat çekiyor. Ayrıca, bazı erkek yolcuların bu vagonlara bilerek girdiği ve kadın yolcuların rahatsız olduğu durumlar da yaşanıyor. 2018 yılında Japonya Demiryolları (JR) tarafından yapılan bir ankete göre, kadın yolcuların yüzde 70’i bu vagonların yeterli olmadığını düşünüyor. Taciz mağduru Mariko, “O gün vagon boştu. Kaçmayı denesem daha kötü olurdu diye korktum. Gözlerimi başka yere dikip durağı bekledim” diyerek yaşadığı travmayı anlatıyor.
Toplumsal ve hukuki boyut: Taciz kültürü ve cezasızlık
Japonya’da cinsel taciz, uzun yıllar boyunca “sadece can sıkıcı bir durum” olarak görüldü. 2017 yılında yürürlüğe giren yeni yasayla taciz cezaları artırıldı ve toplu taşımada tacizi önlemek için kamera sayıları çoğaltıldı. Ancak yasal düzenlemeler, toplumsal zihniyet değişmedikçe yeterli olmuyor. Japonya Kadın Hakları İzleme Örgütü’ne göre, her 10 kadından 7’si hayatında en az bir kez toplu taşımada tacize uğruyor. Üstelik, kurbanların sadece yüzde 10’u şikâyetçi oluyor. Bunun başlıca nedeni, ifşa edilme korkusu ve iş kaybı endişesi. Ayrıca, polis kayıtlarına göre, taciz suçundan mahkûmiyet oranı yüzde 30’ların altında. 2022’de Osaka’da bir üniversite öğrencisinin trende taciz edilip susturulması, büyük bir skandala yol açtı ve medyada geniş yer buldu. Olayın ardından hükümet, bilinçlendirme kampanyaları başlattı ancak somut ilerleme sağlanamadı.
Uluslararası yankılar: Japonya modeli eleştiriliyor
Japonya’nın kadınlara özel vagon uygulaması, birçok ülke tarafından örnek alındı. Hindistan, Mısır, Brezilya ve Endonezya gibi ülkelerde benzer uygulamalar hayata geçirildi. Ancak bu uygulamaların, asıl sorun olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğini çözmediği eleştirisi yapılıyor. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) 2023 raporunda, kadınlara ayrılmış alanların, tacizle mücadelede kalıcı bir çözüm olmadığını, aksine cinsiyet ayrımcılığını derinleştirebileceğini belirtti. Japonya’da ise bu tartışma, özellikle genç nesil arasında yeni bir boyut kazandı: sosyal medyada “kadın vagonları kaldırılsın mı” sorusu sık sık gündeme geliyor. Bazı aktivistler, bu vagonların geçici bir çözüm olduğunu, asıl yapılması gerekenin erkeklerin eğitimi ve caydırıcı cezalar olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya’daki bu sorun, Türkiye’de de benzer bir tartışmayı akla getiriyor. Türkiye’de toplu taşımada kadınlara özel vagon uygulaması bulunmamakla birlikte, araç içi taciz vakaları sıkça rapor ediliyor. 2024 yılında İstanbul’da yapılan bir araştırma, kadınların yüzde 45’inin toplu taşımada tacize uğradığını ortaya koydu. Japonya örneği, yasal düzenlemelerin ve fiziksel önlemlerin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Türkiye için çıkarılacak ders, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi ve caydırıcı cezaların uygulanmasının önemidir. Ayrıca, Japonya’daki gibi kadınlara özel vagon uygulaması tartışılabilir, ancak asıl çözümün kültürel dönüşüm olduğu unutulmamalıdır.