Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) Haziran 2025 toplantısında faiz oranlarını artırması bekleniyor. Kaynaklara dayandırılan habere göre, BOJ yönetimi enflasyonla mücadele ve yenin değer kazanması amacıyla politika faizini %0,25'ten %0,50'ye yükseltmeyi değerlendiriyor. Bu adım, BOJ'un 2024 Mart ayında negatif faiz politikasını sonlandırmasının ardından ikinci faiz artışı olacak. Kararın, küresel merkez bankalarının sıkılaşma döngüsüne paralel olarak alınması bekleniyor.
Faiz Artışının Gerekçeleri
Japonya'da enflasyon son aylarda %2 hedefinin üzerinde seyrediyor. TÜFE verilerine göre, Mart 2025'te yıllık enflasyon %2,8 olarak gerçekleşti. BOJ Başkanı Kazuo Ueda, sürdürülebilir fiyat istikrarı için faiz ayarlamalarının gerekli olduğunu belirtti. Ayrıca, yenin dolar karşısında 150 seviyesinin altına gerilemesi, ithalat maliyetlerini artırarak enflasyonist baskı yarattı. Faiz artışı, yeni destekleyerek ithal enflasyonu kontrol altına almayı hedefliyor. BOJ ayrıca, büyüyen ekonomiye uyum sağlamak için tahvil alım programını da kademeli olarak azaltmayı planlıyor.
Küresel Piyasalara Etkisi
BOJ'un faiz artışı, küresel tahvil piyasalarında dalgalanmaya neden olabilir. Japonya, dünyanın en büyük kreditör ülkelerinden biri olduğu için faiz oranlarındaki artış, Japon yatırımcıların yurtdışı varlıklardan çıkışına yol açabilir. Bu durum, ABD ve Avrupa tahvillerinde satış baskısı yaratabilir. Asya piyasalarında ise, faiz artışına rağmen Japon hisseleri, güçlenen yenin ihracatçıları olumsuz etkilemesi nedeniyle satışla karşılaşabilir. Gelişmekte olan ülke para birimleri, yenin değer kazanması karşısında baskı altına girebilir. Ancak BOJ'un adımı, küresel merkez bankalarının sıkılaşma politikalarına uyum sağlaması olarak yorumlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
BOJ'un faiz artışı, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için dolaylı etkiler doğuruyor. Yenin değer kazanması, Japon yatırımcıların Türkiye gibi yüksek getirili piyasalardan çıkışını hızlandırabilir. Bu, Türk lirası üzerinde baskı yaratabilir ve cari açığı finanse etmeyi zorlaştırabilir. Ayrıca, küresel tahvil getirilerinin yükselmesi, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetini artırabilir. Diğer yandan, BOJ'un adımı, Fed ve ECB'nin sıkılaşma döngüsünün sonuna yaklaşıldığı sinyali veriyor. Bu, orta vadede gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının yeniden canlanmasına zemin hazırlayabilir. Türkiye, yapısal reformlarla yatırımcı güvenini artırarak bu süreçten avantaj sağlayabilir.