İzlanda, Cumartesi günü yapılacak referandumla Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağı konusunda sandık başına gidiyor. Artan küresel güvenlik belirsizliklerinin gölgesinde gerçekleşen oylamada, seçmenlerden doğrudan AB üyeliği konusunda karar vermeleri istenmiyor; yalnızca hükümetin Brüksel'le olası üyelik koşullarını müzakere etmeye yetkili olup olmadığı sorulacak. Ada ülkesi, 2009'daki başvurusunun ardından 2013'te müzakereleri tek taraflı askıya almış, ancak son yıllarda artan jeopolitik gerilimler ve güvenlik kaygıları bu konuyu yeniden gündeme taşımıştı.
Kuzey Atlantik'teki stratejik denge
İzlanda, NATO'nun kurucu üyelerinden biri olmasına rağmen AB üyeliğine mesafeli duruşuyla biliniyor. 2013'te müzakereleri askıya alan hükümetin kararında, balıkçılık sektörünün Brüksel'in ortak balıkçılık politikasına tabi olma endişesi ve AB'nin tarım sübvansiyonlarına ilişkin kaygılar etkili olmuştu. Ancak Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı ve Kuzey Atlantik'te artan denizaltı faaliyetleri, İzlanda'nın geleneksel güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Ülke, savunmasının büyük bölümünü ABD ve NATO'ya dayandırmasına rağmen, Avrupa entegrasyonunun güvenlik boyutunun göz ardı edilemeyeceğini savunanların sayısı her geçen gün artıyor.
Anketlere göre referandumun sonucu oldukça başa baş görünüyor. Başbakan Katrín Jakobsdóttir'in merkez sol hükümeti, müzakerelerin yeniden başlatılmasını desteklerken, koalisyon ortağı muhafazakar Bağımsızlık Partisi ve merkez sağ İlerleme Partisi'nin bazı üyeleri bu fikre karşı çıkıyor. Bağımsızlık Partisi lideri Bjarni Benediktsson, üyelik sürecinin İzlanda'nın balıkçılık egemenliğini tehdit edeceğini ve AB'nin tarım politikalarının küçük çiftçileri olumsuz etkileyeceğini öne sürüyor. Buna karşın AB yanlıları, özellikle genç seçmenler ve kentsel bölgelerde yaşayanlar, küresel belirsizlikler karşısında izolasyonun daha riskli olduğunu savunuyor.
Ülkenin Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üyeliği sayesinde AB iç pazarına erişimi bulunmasına rağmen, İzlanda'nın karar alma mekanizmalarında söz hakkı sınırlı. Bu durum, özellikle finansal krizlerde ve salgın dönemlerinde Brüksel'in aldığı kararların doğrudan etkisini hissettiriyor. Referandumda onay çıkması halinde, İzlanda hükümetinin müzakere sürecini başlatması ve üyelik şartlarını görüşmesi en az birkaç yıl sürebilir.
Kuzey Avrupa'da yeniden şekillenen ittifaklar
İzlanda'daki bu oylama, Kuzey Avrupa'da art arda yaşanan strateji değişimlerinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Finlandiya ve İsveç, Rusya tehdidi karşısında uzun süredir korudukları askeri tarafsızlık politikalarını terk ederek NATO'ya üye olmuşlardı. Bu ülkelerin ittifak kararları, İzlanda'da da benzer bir tartışmayı ateşlemişti. Norveç ise AB üyesi olmamasına rağmen AEA aracılığıyla Birlik ile uyum içinde hareket eden bir başka ülke olarak dikkat çekiyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada AB'nin yeni üyelere kapılarının açık olduğunu ancak her ülkenin üyelik sürecinin kendi hızında ilerlediğini söylemişti. Diplomatik kaynaklara göre, Brüksel'in Kopenhag kriterleri olarak bilinen siyasi ve ekonomik koşulları sağladıktan sonra İzlanda ile müzakerelerin yeniden başlamasına sıcak bakıyor. Ancak AB tarafında da balıkçılık kotalarının paylaşımı, enerji politikaları ve finansal katkılar gibi konularda İzlanda'nın gerçekçi olması bekleniyor.
Referandum sonucunun ne olacağı henüz belli değil, ancak oylamanın ardından ülkenin siyasi gündeminin oldukça yoğun olacağı tahmin ediliyor. Hükümetin önceki deneyimlerde olduğu gibi müzakereleri hızlandırma sözü vermesi halinde, bu durum İzlanda'daki AB tartışmasını hem milli düzeyde hem de Avrupa genelinde yeni bir aşamaya taşıyabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda'nın AB müzakereleri konusundaki bu referandumu, Türkiye açısından dolaylı ama önemli bir mesaj taşıyor. Türkiye, 2005'te başladığı AB üyelik müzakerelerinde uzun zamandır tıkanıklık yaşıyor. İzlanda'da müzakere yeniden gündeme gelirken, AB'nin yeni üyelere yönelik niyeti konusunda bir sinyal oluşturacak. Üstelik İzlanda'nın da Türkiye gibi müzakere sürecinde zorlu başlıklarla karşılaşacağı biliniyor. Bu durum, AB'nin genişleme politikasında ne kadar esnek – ya da katı – davrandığının bir testi olacak. Türkiye ile İzlanda arasında doğrudan bir ilişki olmasa da, Kuzey Atlantik'te alınacak kararların AB'nin dış politika ve güvenlik anlayışını şekillendireceği göz ardı edilmemeli.