İtalya'da bir mahkeme, 2015 yılında Akdeniz'de göçmen kurtarma operasyonları yürüten Aquarius gemisinin eski mürettebatını, Sicilya savcılarının yönelttiği yasadışı atık taşımacılığı suçlamasından beraat ettirdi. Karar, yardım kuruluşu SOS Mediterranee tarafından 10 Temmuz 2025 Cuma günü duyuruldu. Mahkeme, sekiz yıl süren yargı sürecinde suçlamaların kanıtlanamadığına hükmetti. Dava, Avrupa'da göçmen kurtarma faaliyetlerinin kriminalize edilmesine yönelik eleştirilerin odağında yer alıyordu. Karar, sivil toplum örgütlerinin denizdeki arama-kurtarma çalışmalarının hukuki çerçevesine ilişkin önemli bir emsal teşkil ediyor.
Gelişmenin arka planı
SOS Mediterranee'nin Aquarius gemisi, 2015-2018 yılları arasında Akdeniz'de yaklaşık 29.000 göçmeni kurtarmıştı. Sicilya savcıları, geminin kurtarılan göçmenlerin kıyafet ve eşyalarını atık olarak İtalya'ya getirdiği gerekçesiyle 2017 yılında dava açtı. SOS Mediterranee ise bu suçlamanın, göçmen kurtarma misyonunu engellemek amacıyla siyasi bir araç olarak kullanıldığını savunuyordu. Mahkeme, atıkların usulüne uygun şekilde bertaraf edildiğini ve herhangi bir yasadışı işlem yapılmadığını tespit etti.
Dava sürecinde, geminin kaptanı ve diğer mürettebat üyeleri uzun süreli sorgulamalarla karşı karşıya kaldı. Bazı mürettebat üyeleri, göçmen kurtarma çalışmalarının suç sayılmasının insan hayatını tehlikeye attığını belirterek karardan memnuniyet duyduklarını açıkladı. Karar, İtalyan ve Avrupa kamuoyunda farklı tepkilere yol açtı. Göçmen hakları savunucuları kararı sevinçle karşılarken, bazı siyasi çevreler mahkemenin kararına eleştiri getirdi.
Bölgesel veya küresel boyut
Aquarius davası, Akdeniz'deki göçmen kurtarma operasyonlarının hukuki ve siyasi boyutunu bir kez daha gündeme taşıdı. Avrupa Birliği'nin sınır güvenliği ve göç politikaları çerçevesinde, STK'ların kurtarma faaliyetleri sık sık tartışma konusu oluyor. Özellikle İtalya'da son yıllarda sağcı hükümetlerin göçmen karşıtı söylemleri, kurtarma gemilerine liman yasağı uygulanmasına ve bazı STK'ların faaliyetlerinin engellenmesine neden olmuştu.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM), denizde yardım etmenin uluslararası hukuk gereği bir zorunluluk olduğunu vurguluyor. Mahkemenin kararı, bu ilkeyi teyit eden bir adım olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte, Avrupa'da göç karşıtı popülist partilerin yükselişi, benzer davaların gelecekte de açılabileceği endişesini beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akdeniz'deki göç akışlarında kilit bir aktör konumunda. 2016 AB-Türkiye mutabakatından bu yana düzensiz göçle mücadelede önemli bir rol üstlenen Türkiye, bu kararı insani kurtarma faaliyetlerinin hukuki olarak tanınması açısından olumlu karşılayabilir. Ancak kararın Türkiye'nin AB ile ilişkilerine doğrudan bir etkisi olması beklenmiyor. Bununla birlikte, uluslararası toplumda göçmen kurtarma çalışmalarının suç sayılmasına yönelik artan eğilim, Türkiye'nin de sınır güvenliği ve insani yardım dengesini yeniden değerlendirmesine yol açabilir.