İsviçre, 14 Haziran'da ülkenin nüfusunu 10 milyon kişiyle sınırlamayı öngören bir referanduma hazırlanıyor. 'İsviçre Brexit'i olarak adlandırılan bu oylama, özellikle iş dünyasında büyük endişe yaratmış durumda. Muhafazakar İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından başlatılan girişim, aşırı nüfus artışının ülkenin kaynakları ve altyapısı üzerinde baskı oluşturduğu gerekçesine dayanıyor. Ancak ekonomistler ve iş dünyası temsilcileri, bu sınırlamanın İsviçre ekonomisi için ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor.
Referandumun Arka Planı ve Hedefleri
SVP tarafından hazırlanan 'Sürdürülebilir Nüfus Gelişimi İçin' başlıklı girişim, İsviçre Anayasası'na nüfusun 10 milyonu aşması durumunda hükümetin harekete geçmesini zorunlu kılan bir madde eklemeyi amaçlıyor. Referandumun kabul edilmesi halinde, hükümet sığınmacı kabulünü ve aile birleşimini kısıtlamak, serbest dolaşım anlaşmasını yeniden müzakere etmek zorunda kalacak. Ayrıca İsviçre'nin mevcut 9 milyonluk nüfusunun 2030'ların ortalarında 10 milyona ulaşması bekleniyor. SVP, mevcut göç politikasının ülkenin 'kimliğini ve kaynaklarını tükettiğini' savunuyor. Parti lideri Marcel Dettling, 'Sınırsız göç, İsviçre'nin refahını ve yaşam kalitesini tehdit ediyor' diyerek referanduma destek çağrısı yapıyor.
Ancak karşı kampanya, bu girişimin İsviçre'nin Avrupa Birliği ile olan ikili anlaşmalarını tehlikeye atacağını belirtiyor. Serbest dolaşım anlaşması, AB vatandaşlarının İsviçre'de çalışmasına ve yaşamasına izin verirken, İsviçre şirketlerinin de AB pazarına ayrıcalıklı erişimini sağlıyor. Ekonomi Bakanı Guy Parmelin, referandumun kabul edilmesi halinde AB ile ilişkilerin 'büyük zarar göreceğini' ifade etti.
Ekonomik ve Küresel Boyut
İş dünyası temsilcileri, nüfus sınırlamasının İsviçre'nin en büyük sorunlarından biri olan işgücü açığını derinleştireceğini uyarıyor. Özellikle sağlık ve teknoloji sektörlerinde nitelikli yabancı işgücüne büyük ölçüde bağımlı olan İsviçre'de, yaklaşık her dört çalışandan biri yabancı uyruklu. UBS bankasının raporuna göre, referandumun kabulü halinde GSYİH'da 5 yıl içinde %1,5'e varan bir daralma bekleniyor. Ayrıca, bazı uluslararası şirketler merkezlerini başka ülkelere taşımayı değerlendirebileceklerini sinyalini verdi.
Öte yandan, referandum Avrupa genelinde de yankı uyandırdı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 'Avrupa değerleriyle bağdaşmayan' bu girişimin, AB-İsviçre ilişkilerine zarar verebileceğini belirtti. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ise serbest dolaşım ilkesinin 'tartışmaya açık olmadığını' vurguladı. Referandum sonucunun, diğer Avrupa ülkelerinde benzer girişimleri teşvik edip etmeyeceği de merak konusu. Brexit sürecine atıfta bulunan analistler, 'İsviçre Brexit'inin Kıta Avrupası'nda yeni bir izolasyon dalgasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsviçre'deki bu referandum, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da, Avrupa'da yükselen göç karşıtı ve izolasyonist eğilimlerin bir yansıması olarak önem taşıyor. Türkiye, AB ile vize serbestisi ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gibi konularda müzakere yürütürken, Avrupa'daki bu tür milliyetçi girişimler Ankara'nın elini zayıflatabilir. Ayrıca, İsviçre'de yaşayan yaklaşık 70 bin Türk vatandaşı bulunuyor; referandumun kabulü, bu topluluğun aile birleşimi ve oturum haklarını olumsuz etkileyebilir. Ekonomik boyutta ise, İsviçre'nin olası bir daralma yaşaması, Türkiye'nin İsviçre ile olan ticaret hacmine (yaklaşık 2 milyar dolar) ve turizm gelirlerine yansıyabilir. Gelişmeler, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde 'göç' ve 'serbest dolaşım' gibi hassas başlıkların önemini bir kez daha ortaya koyuyor.