Yemen'deki İran destekli Husi grubu, Pazartesi günü yaptığı açıklamayla Kızıldeniz'de İsrail bağlantılı tüm gemilere yönelik 'tam ve kapsamlı bir yasak' ilan etti. Örgüt, daha önce ateşkes kapsamında durdurulan saldırıların yeniden başlatıldığını duyururken, aynı gün içinde İsrail'e ait olduğu belirtilen bir hedefe füze saldırısı düzenlendiğini bildirdi. Bu gelişme, bölgede aylardır süren göreceli sükunetin ardından tırmanış sinyali veriyor.
Gelişmenin arka planı
Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri tarafından yapılan yazılı açıklamada, 'İsrail'e ait veya İsrail bağlantılı tüm gemilerin Kızıldeniz, Babüssel Mandep Boğazı ve Aden Körfezi'nden geçişi tamamen yasaklanmıştır' ifadelerine yer verildi. Açıklamada, bu kararın İsrail'in Gazze'deki saldırılarına ve Filistin halkına yönelik 'soykırımına' tepki olarak alındığı belirtildi. Husiler, daha önce Kasım 2023'te benzer bir yasak ilan etmiş ancak Ocak 2025'teki ateşkes anlaşmasının ardından saldırıları durdurmuştu.
Husi sözcü, grubun aynı gün İsrail'in Eilat kentindeki askeri bir hedefe 'Filistin-2' adlı hipersonik balistik füze ile saldırı düzenlediğini de iddia etti. İsrail tarafından henüz bu iddiaya ilişkin resmi bir doğrulama yapılmazken, bölgedeki güvenlik kaynakları olağan dışı bir hava savunma faaliyeti tespit edilmediğini bildirdi. Ancak Husi saldırılarının deniz ticaretine yönelik somut etkileri, uluslararası nakliye şirketlerinin rotalarını değiştirmesine yol açmış durumda.
Bölgesel ve küresel boyut
Husilerin bu hamlesi, İsrail-Hamas ateşkesinin kırılgan yapısını daha da zora sokuyor. Yemen'deki örgüt, İran'ın bölgesel vekil güçleri arasında yer alıyor ve daha önce Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona karşı savaşmıştı. Kızıldeniz, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği stratejik bir su yolu. Husilerin saldırıları, sigorta primlerinin artmasına ve bazı büyük deniz yolu şirketlerinin Ümit Burnu rotasına yönelmesine neden olmuştu. ABD ve Birleşik Krallık, örgütün deniz saldırılarını engellemek için 2024 başında ortak askeri operasyonlar başlatmış, ancak tam bir caydırıcılık sağlayamamıştı.
Uzmanlar, Husilerin bu açıklamasının, İran ile ABD arasında devam eden nükleer müzakerelere bir mesaj niteliği taşıyabileceğini belirtiyor. Ayrıca, Yemen'deki iç savaşta kalıcı bir ateşkes sağlanamazken, Husilerin elindeki balistik füze ve insansız hava aracı kapasitesinin bölgesel güvenliği tehdit etmeye devam ettiği vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz'deki ticaret yollarının güvenliğine doğrudan bağımlı olmasa da, bölgedeki istikrarsızlık küresel enerji fiyatları ve tedarik zincirleri üzerinden Türkiye ekonomisini etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ve Somali ile yürüttüğü deniz güvenliği işbirliği, bu tür gelişmelerin Ankara'nın bölgesel angajmanını artırmasına yol açabilir. Ankara, Husileri terör örgütü listesine almasa da, İran'ın bölgedeki nüfuzuna karşı dikkatli bir politika izliyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin hem İsrail hem de Filistin yanlısı aktörlerle dengeli ilişkiler kurma çabası, Kızıldeniz'deki gerilimin yayılma riskine karşı diplomatik girişimleri gerekli kılıyor.