İsveç'in aşırı sağcı partisi İsveç Demokratları'nın (SD) lideri Jimmie Akesson, yaklaşan genel seçimler öncesinde siyasi bir geri dönüş sinyali veriyor. Akesson, partisinin bir sonraki hükümette yer alması halinde adalet bakanlığı görevini üstlenebileceğini belirtti. Bu açıklama, ülkede göç ve suç politikalarının merkezde olduğu seçim kampanyasında yankı uyandırdı.
Gelişmenin arka planı
İsveç Demokratları, 2010 yılında parlamentoya girerek İsveç siyasetinde önemli bir aktör haline geldi. Parti, göçmen karşıtı söylemleri ve milliyetçi politikalarıyla biliniyor. 2018 seçimlerinde oyların %17,5'ini alarak üçüncü büyük parti olmuştu. Son anketler, partinin oy oranının %20'nin üzerine çıktığını ve ülkenin en popüler ikinci partisi konumuna yükseldiğini gösteriyor.
Akesson'un adalet bakanlığı hedefi, partisinin yasa ve düzen konusundaki sert tutumunu yansıtıyor. İsveç'te artan çete şiddeti ve silahlı saldırılar, seçmenlerin güvenlik endişelerini artırdı. Akesson, daha sert cezalar, daha fazla polis yetkisi ve göç politikalarında köklü değişiklikler vaat ediyor. Bu söylem, özellikle işçi sınıfı ve kırsal kesimdeki seçmenler arasında karşılık buluyor.
İsveç Başbakanı Magdalena Andersson liderliğindeki Sosyal Demokrat Parti ise oy kaybıyla karşı karşıya. Andersson, hükümetinin göç ve entegrasyon politikalarının sonuçlarını savunuyor, ancak seçmenlerin artan memnuniyetsizliği anketlere yansıyor. Muhafazakar Moderata Samlingspartiet (M) lideri Ulf Kristersson, Akesson ile iş birliği yapabileceğini ima ederek sağ blokta bir koalisyon olasılığını güçlendiriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Akesson'un geri dönüşü, yalnızca İsveç iç siyasetini değil, aynı zamanda Avrupa genelindeki aşırı sağın yükselişini de yakından ilgilendiriyor. Avrupa'da birçok ülkede benzer partiler, göç ve güvenlik temalarıyla oy kazanıyor. Örneğin, Fransa'da Marine Le Pen, Almanya'da AfD ve İtalya'da Giorgia Meloni gibi liderler, ana akım sağ partilerle iş birliği arayışında. Bu durum, Avrupa Birliği'nin (AB) ortak göç politikası ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerinde tartışmalara yol açıyor.
İsveç'in NATO üyeliği süreci de bu seçimlerde önemli bir konu. İsveç ve Finlandiya, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından NATO'ya katılmak için başvurdu. Türkiye'nin vetosu, süreci zora sokmuş durumda. Akesson, NATO üyeliğini destekliyor, ancak Türkiye ile ilişkilerde sert bir tutum izlenmesi gerektiğini savunuyor. Bu, olası bir sağ hükümetin Türkiye ile ilişkilerinde gerginlik yaratabilecek bir faktör olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'te aşırı sağın güçlenmesi ve Akesson'un olası hükümete katılımı, Türkiye-İsveç ilişkileri açısından yeni zorluklar doğurabilir. İsveç Demokratları, daha önceki açıklamalarında Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmış ve PKK/YPG'ye yönelik sempatik tutumu eleştirmişti. Akesson'un adalet bakanı olması halinde, terörle mücadele konusunda Türkiye ile iş birliği beklentileri azalabilir. Ayrıca, NATO sürecinde Türkiye'nin talepleri karşısında daha tavizsiz bir tutum sergilenebilir. Bu gelişme, Türkiye'nin İsveç ile olan diplomatik ilişkilerinde ve savunma iş birliğinde belirsizlik yaratabilir.