İsrail'de 1 Kasım 2022 seçimleri öncesinde yerleşimci gruplar, işgal altındaki Batı Şeria'da yeni yerleşim yerleri kurmak için hummalı bir çalışma yürütüyor. Yerleşimci liderleri, seçim sonrası kurulacak hükümetin bu oluşumları geri çevirmekte zorlanacağını belirtiyor. Son haftalarda onlarca yeni yerleşim noktası oluşturuldu ve inşaat malzemeleri stratejik bölgelere taşındı. Bu girişimler, uluslararası hukuka aykırı olarak değerlendirilen yerleşim faaliyetlerini fiili bir gerçekliğe dönüştürmeyi amaçlıyor.
Yerleşim genişlemesinin arka planı
İsrail yönetimi, 1967'den bu yana Batı Şeria'da yerleşim birimleri inşa ediyor. Ancak son dönemde yerleşimci hareketi, özellikle genç aktivistler ve radikal gruplar tarafından yürütülen 'çoban tepeleri' olarak bilinen izinsiz karakolların sayısı hızla artıyor. Bu karakollar genellikle Filistin köylerine yakın stratejik noktalara kuruluyor ve zamanla kalıcı yerleşimlere dönüşüyor. Yerleşimci liderleri, seçim öncesi dönemi 'başlangıç çizgisi' olarak nitelendirerek, yeni hükümetin bu oldubittiyi kabul etmek zorunda kalacağını savunuyor.
İsrail hükümeti, 2020'de açıklanan 'Yüzyılın Anlaşması' olarak bilinen ABD planı sonrası yerleşim genişlemesini daha da hızlandırdı. Plan, İsrail'in Batı Şeria'daki büyük yerleşim bloklarını ilhak etmesine yeşil ışık yakıyordu. Bu çerçevede, mevcut koalisyon hükümeti döneminde on binlerce yeni konut birimi onaylandı. Yerleşimci gruplar, seçim öncesi geçiş hükümetinin karar alma mekanizmalarını kullanarak yeni projeleri hızla onaylatıyor. Özellikle E1 bölgesi olarak bilinen ve Doğu Kudüs ile Ma'ale Adumim yerleşimi arasındaki alan, Filistin devletinin toprak bütünlüğünü fiilen imkânsız kılacağı için kritik önemde.
Filistin yönetimi ve uluslararası toplum, yerleşim faaliyetlerini defalarca kınadı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail'in 1967'den bu yana işgal ettiği topraklardaki yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı olarak tanımlıyor. Ancak İsrail, bu kararı tanımadığını açıklamış durumda. ABD yönetimi, yerleşim genişlemesini 'barışa engel' olarak nitelendirse de, İsrail'e yönelik herhangi bir yaptırım uygulamadı.
Bölgesel ve küresel boyut
Yerleşim genişlemesi, Orta Doğu barış sürecini derinden etkiliyor. Filistin tarafı, yerleşimlerin büyümesi nedeniyle iki devletli çözümün artık imkânsız hale geldiğini savunuyor. Arap ülkeleri, İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail ile normalleşme adımlarını yerleşim faaliyetlerini durdurma şartına bağlamıştı. Ancak son gelişmeler, bu ülkelerin tutumunu gözden geçirmesine yol açabilir. Avrupa Birliği, yerleşim ürünlerinin etiketlenmesi gibi önlemler alsa da, İsrail üzerinde caydırıcı bir baskı oluşturamadı.
Küresel düzeyde ise, İsrail'in yerleşim politikası, uluslararası hukukun etkinliği tartışmalarını alevlendiriyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, 2021'de başlattığı soruşturmada yerleşim faaliyetlerini savaş suçu kapsamında değerlendirebileceğini duyurmuştu. Ancak soruşturma süreci siyasi engellerle karşılaşıyor. Öte yandan, yerleşimci şiddeti de her geçen gün artıyor; Filistinlilere yönelik saldırılar, İsrail güvenlik güçlerinin bazen göz yummasıyla daha da cesaret buluyor.
İsrail iç siyasetinde ise, yerleşim meselesi seçim kampanyasının merkezinde yer alıyor. Sağcı ve dinci partiler, yerleşim inşaatını hızlandırma sözü verirken, sol ve merkez partiler daha temkinli bir dil kullanıyor. Ancak anketler, seçim sonrası koalisyonun yine sağ blok tarafından kurulacağını gösteriyor. Bu durumda yerleşim genişlemesinin daha da artması bekleniyor. Yerleşimci liderler, 'şimdi veya asla' diyerek, uluslararası toplumun tepkisini göze aldıklarını gizlemiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını destekleyen ve İsrail'in yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı bulan bir tutum sergiliyor. Yerleşimlerin genişlemesi, Türkiye'nin Orta Doğu barış sürecine yönelik çabalarını zayıflatıyor. Ayrıca, Türkiye ile İsrail arasındaki normalleşme süreci, bu tür adımlarla sekteye uğrayabilir. Türkiye, Doğu Akdeniz'de artan gerilimde Filistin meselesini diplomatik bir koz olarak kullanabilir. Öte yandan, yerleşim genişlemesi, bölgedeki istikrarsızlığı artırarak Türkiye'nin güvenlik endişelerini derinleştiriyor. Ankara'nın, İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM platformlarında konuyu gündeme taşıması bekleniyor.