İsrail'in Gazze Şeridi'nde uygulamayı düşündüğü yeni plan, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. 'Kontrollü insani bölgeler' olarak adlandırılan bu alanların, Filistinli sivillerin yoğunlaştırılmasıyla fiilen birer toplama kampına dönüşeceği endişesi hakim. Plan, Hamas'ın sivil yönetimi feshetme kararının hemen ardından gündeme geldi. İsrail, bu bölgelerin insani yardım dağıtımı ve güvenlik kontrolü amacıyla oluşturulacağını savunuyor. Ancak Filistinli yetkililer ve insan hakları örgütleri, bunun etnik temizlik ve ilhak politikasının yeni bir aşaması olduğu konusunda uyarıyor. Trump'ın sözde barış planının da bu politikalara meşruiyet kazandırdığı belirtiliyor.
Hamas Hükümetinin Feshi ve Yeni Güç Boşluğu
Hamas'ın Gazze'deki sivil yönetimini feshetme kararı, örgütün siyasi kanadında önemli bir kırılma olarak değerlendiriliyor. Karar, İsrail'in askeri baskıları ve iç ekonomik krizin derinleşmesi sonrasında alındı. Hamas, hükümeti feshederek sorumluluğu Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) ve uluslararası topluma devretmeyi hedefliyor. Ancak FKÖ'nün Gazze'de etkili bir yönetim kurması zor görünüyor. Bu durum, Gazze'de bir güç boşluğu yaratabilir ve İsrail'in 'kontrollü insani bölge' planını uygulamasını kolaylaştırabilir. İsrailli yetkililer, Hamas'ın askeri kanadının hâlâ aktif olduğunu ve bu nedenle güvenlik önlemlerinin artırılması gerektiğini vurguluyor. Öte yandan, Hamas'ın tamamen etkisiz hale geldiğini söylemek güç; örgüt, sosyal hizmet ağları ve yeraltı tünelleri sayesinde varlığını sürdürüyor.
Trump'ın Barış Planı ve Bölgesel Yansımaları
Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın 'Yüzyılın Anlaşması' olarak adlandırdığı barış planı, İsrail'in Gazze politikasına dolaylı destek sağlıyor. Plan, Filistin devletinin çoğu toprak üzerinde egemenlik kurmasını öngörse de, Batı Şeria'daki yerleşim birimlerini İsrail'e bırakıyor ve Gazze'yi adeta bir açık hava hapishanesine dönüştürüyor. İsrail, bu planın 'insani bölgeler' fikriyle uyumlu olduğunu savunuyor. Bölgesel aktörlerden Mısır ve Ürdün, plana soğuk bakarken, Birleşik Arap Emirlikleri'nin normalleşme sürecinde daha pragmatik bir tutum izlediği görülüyor. Suudi Arabistan'ın Filistin meselesine verdiği önem, planın başarı şansını zorlaştırıyor. Ayrıca, uluslararası hukuk açısından sivil nüfusun zorla yerinden edilmesi savaş suçu sayıldığından, İsrail'in planı ciddi hukuki itirazlarla karşılaşabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği tarihsel destek ve Hamas ile kurduğu diplomatik ilişkiler nedeniyle bu gelişmeden doğrudan etkileniyor. İsrail'in Gazze'de 'kontrollü insani bölgeler' oluşturması, iki devletli çözümü fiilen ortadan kaldıracak bir adım olarak görülüyor. Ankara, bu tür tek taraflı uygulamalara sert tepki gösterirken, bölgede kalıcı barış için BM parametrelerine dayalı bir çözümü savunuyor. Türkiye'nin Katar ile birlikte Hamas'a verdiği siyasi destek, İsrail'in planını uluslararası platformlarda zor durumda bırakabilir. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve Mısır ile ilişkiler bağlamında, bu kriz Türkiye'nin bölgesel politikalarını şekillendirecek önemli bir faktör olacak.