Londra merkezli Middle East Eye (MEE) haber sitesinde yayımlanan bir görüş yazısı, İsrail'deki Filistinli doktorların ırkçı ayrımcılık, mesleki engelleme ve fiziksel saldırılarla karşı karşıya olduğunu iddia ediyor. "Judaise medicine: Palestinian doctors are under attack in Israel" başlıklı yazıda, İsrail sağlık sisteminin Filistinli sağlık çalışanlarını dışladığı ve tıbbı Yahudi kimliği etrafında şekillendirdiği öne sürülüyor. Yazı, Filistinli doktorların hastanelerde ayrımcı muamele gördüğünü, terfi ve uzmanlık eğitimlerinde engellendiğini, hatta hasta bakımının siyasallaştırıldığını savunuyor.
Ayrımcılığın arka planı
Yazıya göre, İsrail'de Filistinli doktorlar uzun süredir sistemik ayrımcılıkla mücadele ediyor. İsrail Tabipler Birliği verilerine göre, Filistinli doktorların sayısı toplam hekimlerin küçük bir yüzdesini oluşturuyor ve bu oran son yıllarda daha da düşmüş durumda. MEE, İsrail'in 2018'de kabul ettiği "Ulus-Devlet Yasası"nın ardından sağlık sisteminde Yahudi üstünlüğünü pekiştiren uygulamaların arttığını belirtiyor. Özellikle Doğu Kudüs ve Batı Şeria'dan gelen Filistinli doktorların çalışma izinlerinin kısıtlandığı, hastanelerde Arapça konuşan personelin dışlandığı iddia ediliyor. Yazıda ayrıca, Gazze'deki saldırılarda yaralanan Filistinlilere bakmayı reddeden İsrailli doktorlara dair örnekler de yer alıyor.
Filistinli doktorların karşılaştığı zorluklar arasında, eğitim hastanelerine kabul edilmeme, mesleki yayınlarda sansür, konferanslara katılımın engellenmesi ve sosyal medyada linç kampanyaları bulunuyor. MEE'ye konuşan bazı doktorlar, isimlerinin "terörist" listelerine eklendiğini ve işlerini kaybetme tehdidiyle susturulduklarını ifade ediyor. Yazı, İsrail'in tıp kurumlarını Filistin karşıtı bir ideolojik aygıt olarak kullandığını savunuyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İsrail-Filistin çatışması, sağlık hizmetlerine erişim ve sağlık çalışanlarının güvenliği konusunda uluslararası toplumun uzun süredir dile getirdiği endişelerin merkezinde yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Gazze ve Batı Şeria'da sağlık altyapısının çöküşüne dair raporlar yayımlamıştı. MEE'nin yazısı, İsrail içindeki sağlık sisteminde de benzer bir ayrımcılığın olduğunu göstererek tartışmayı İsrail'in kendi kurumlarına taşıyor. Bu durum, İsrail'in "Ortadoğu'nun tek demokrasisi" imajına gölge düşürüyor ve uluslararası insan hakları örgütlerinin İsrail'i apartheid rejimi olarak nitelendirmesini destekleyen argümanlar arasında yer alıyor. Filistinli doktorların yaşadıkları, işgal altındaki topraklardaki insan hakları ihlallerinin bir başka boyutunu oluşturuyor. Öte yandan, İsrail hükümeti bu tür iddiaları reddediyor ve sağlık sisteminin tüm vatandaşlara eşit hizmet sunduğunu savunuyor. Ancak uluslararası platformlarda İsrail aleyhine açılan davalar ve raporlar, ayrımcılığın belgelenmesi açısından önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, İsrail'deki Filistinli doktorlara yönelik ayrımcılık iddialarını yakından takip etmekte. Bu tür haberler, Türkiye'nin uluslararası arenada İsrail'in insan hakları ihlallerine karşı yürüttüğü diplomatik kampanyaya malzeme sağlayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin sağlık alanındaki insani yardımları ve Filistinli hastalara yönelik tedavi desteği, bölgesel nüfuzunu pekiştirme aracı olarak öne çıkıyor. İsrail ile normalleşme sürecinde olan Türkiye için bu tür haberler, kamuoyu baskısını artırarak hükümetin denge politikasını zorlaştırabilir. Uzun vadede, Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) çatısı altında sağlık hakları konusunda girişimler başlatması beklenebilir.