İsrail'de bir mahkeme, geçtiğimiz yıl Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde bir Fransız rahibeye saldırdığı görüntülerle gündeme gelen bir Yahudi yerleşimciyi, olay anında psikotik bir durumda olduğu ve eylemlerinden cezai olarak sorumlu tutulamayacağı yönündeki tıbbi raporu kabul ederek beraat ettirdi. İsrail kamu yayıncısı KAN'ın haberine göre, mahkeme 45 yaşındaki yerleşimci hakkında, saldırı sırasında akıl sağlığının yerinde olmadığına hükmederek, şüphelinin tedavi altına alınmasına karar verdi.
Olayın Arka Planı ve Saldırı Anı
Olay, geçen yıl Eylül ayında, Fransız rahibe Anne-Sophie (soyadı açıklanmadı) Kudüs'ün Hristiyan Mahallesi'nde yürürken meydana geldi. Güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde, yerleşimcinin rahibeye yaklaşarak sözlü tacizde bulunduğu ve ardından yumrukla vurduğu görülüyordu. Saldırı sonrası yere düşen rahibe, hafif yaralarla kurtulurken, saldırgan olay yerinden kaçmıştı. Görüntülerin sosyal medyada yayılmasının ardından İsrail polisi, şüpheliyi kısa sürede gözaltına almıştı.
Kudüs Bölge Mahkemesi'nde görülen davada, savcılık yerleşimcinin kasıtlı olarak saldırdığını ve Yahudi-İslam gerginliğini artırmaya yönelik bir eylemde bulunduğunu öne sürdü. Ancak mahkeme, sanığın avukatlarının sunduğu psikiyatrik değerlendirme raporunu dikkate alarak, sanığın olay anında 'psikotik bir dönem' geçirdiğini ve bu nedenle fiilinin farkında olmadığını veya kontrol edemediğini belirtti. Bu rapor doğrultusunda mahkeme, sanığın ceza ehliyetinin bulunmadığına hükmetti. Sanık, mahkeme kararıyla bir akıl sağlığı tesisinde tedavi altına alındı.
Fransa Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, kararın hayal kırıklığı yarattığı belirtilerek, "Fransız vatandaşına yönelik bu şiddet eyleminin cezasız kalmaması için İsrail makamlarıyla temasa geçeceğiz" denildi. Fransız yetkililer, rahibenin yaşadığı travmanın göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu karar, İsrail'deki yerleşimci şiddeti konusunda uluslararası kamuoyunda uzun süredir devam eden tartışmalara yeni bir boyut kazandırıyor. İnsan hakları örgütleri, yerleşimcilerin Filistinli sivillere ve yabancılara yönelik saldırılarının sıklıkla cezasız kaldığını, İsrail adalet sisteminin bu tür davalarda yeterli caydırıcılığı sağlamadığını savunuyor. Özellikle işgal altındaki Doğu Kudüs'te, yerleşimci grupların Filistinlilere ve Hristiyan topluma yönelik provokasyonlarının arttığı gözlemleniyor. Karar, Hristiyan topluluklar arasında da endişe yaratmış durumda. Kudüs'teki Hristiyan liderler, saldırıların sadece Filistinlilere değil, aynı zamanda bölgedeki dini azınlıklara yönelik bir hoşgörüsüzlüğün parçası olduğunu belirtiyor. Vatikan ve bazı Avrupa ülkeleri, kutsal şehirdeki dini hakların korunması çağrısında bulunurken, bu tür davaların uluslararası toplumun İsrail üzerindeki baskısını artırabileceği yorumları yapılıyor. Uzmanlar, mahkemenin 'akıl sağlığı' gerekçesiyle beraat kararının, gelecekte benzer yerleşimci şiddeti vakalarında emsal teşkil edebileceğine dikkat çekiyor. İsrail'de bazı sağcı grupların, bu tür kararları 'savunma' olarak gördüğü, ancak uluslararası toplumun 'cezasızlık' olarak yorumladığına işaret ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'ün statüsü ve Filistin topraklarında işgalin sona ermesi konusunda uzun süredir duyarlı bir duruş sergiliyor. Bu karar, İsrail'in işgal altındaki Doğu Kudüs'te uluslararası hukuku ihlal eden uygulamalarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Türkiye'nin, özellikle Mescid-i Aksa'nın statüsü ve Hristiyan azınlıkların korunması konusundaki hassasiyeti biliniyor. Kararın, uluslararası toplumun İsrail'e yönelik eleştirilerini artırabileceği düşünüldüğünde, bu tür olayların bölgesel istikrarı olumsuz etkileme potansiyeli taşıdığı söylenebilir. Türkiye'nin, Filistin davasına verdiği destek kapsamında, bu tür adaletsizlikleri gündeme getirmesi ve insan hakları ihlallerine karşı uluslararası platformlarda daha güçlü bir duruş sergilemesi beklenir.