İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, ülkesinin Birleşmiş Milletler gözetiminde varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Güney Lübnan'dan çekilme niyetinin bulunmadığını açıkladı. Katz, yaptığı yazılı açıklamada, "İsrail'in sınır güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli gördüğü sürece bölgede kalma hakkı saklıdır" ifadelerini kullandı. Bu sözler, İsrail ile Lübnan arasında 27 Kasım 2024'te yürürlüğe giren ateşkesin ardından tansiyonun yeniden yükselmesine neden oldu. Ateşkes, İsrail'in 60 gün içinde işgal ettiği bölgelerden çekilmesini ve Lübnan ordusunun güneyde kontrolü devralmasını öngörüyordu.
Gelişmenin arka planı: Ateşkesin kırılganlığı
İsrail ile Hizbullah arasında 23 Eylül 2024'te başlayan yoğun çatışmalar, iki ay süren bombardıman ve kara harekatının ardından ABD ve Fransa arabuluculuğunda varılan ateşkesle sonuçlanmıştı. Anlaşma, İsrail güçlerinin Litani Nehri'nin güneyindeki işgal ettikleri alanlardan kademeli olarak çekilmesini, Hizbullah'ın da bölgeden silahlarını çekmesini şart koşuyordu. Ancak İsrail, Lübnan ordusunun güneyde etkin kontrol sağlayamadığı gerekçesiyle çekilme takvimine uymayacağını sinyallerini veriyordu. Savunma Bakanı Katz'ın son açıklaması, Tel Aviv'in bu konudaki kararlılığını resmileştirmiş oldu. Gözlemciler, ateşkesin uygulanmasında yaşanan bu tıkanıklığın bölgede yeniden sıcak çatışmalara yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
İsrail'in çekilmemesi kararında, Hizbullah'ın yeniden yapılanma kapasitesine duyulan endişeler etkili oldu. İsrail istihbaratı, ateşkese rağmen Hizbullah'ın güney Lübnan'daki hücrelerini canlı tuttuğunu ve roket stoklarını yenilediğini iddia ediyor. Öte yandan Lübnan hükümeti, uluslararası toplumu İsrail'e baskı yapmaya çağırırken, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) de durumdan endişe duyduğunu belirtti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İsrail'in anlaşmaya uymasının bölgesel istikrar için kritik olduğunu vurguladı.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir kriz mi?
İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilme niyetinde olmaması, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkileme potansiyeli taşıyor. İran destekli Hizbullah'ın tepkisi henüz netleşmezken, örgütün sözcülerinden yapılan ilk açıklamada "işgalin devamı halinde gerekli adımların atılacağı" mesajı verildi. Bu, İsrail ile Hizbullah arasında yeniden çatışma riskini artırıyor. Aynı zamanda, ABD'nin yeni yönetimi Ortadoğu'da diplomatik çözüm arayışlarını önceliklendirirken, İsrail'in bu tutumu Washington'la gerilime neden olabilir. Bölge ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ateşkesin korunması yönünde çağrılar yaparken, Mısır ve Ürdün de arabuluculuk girişimlerini yoğunlaştırdı.
Küresel ölçekte ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı hatırlatılarak İsrail'e uluslararası hukuka uyma çağrıları yapılıyor. Rusya ve Çin, İsrail'in çekilmemesini kınarken, Avrupa Birliği de anlaşmaya bağlılığını yineledi. Eğer kriz derinleşirse, Lübnan'da insani durum daha da kötüleşebilir; ülkede ekonomik kriz ve mülteci akınları zaten ciddi boyutlarda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Lübnan'ın toprak bütünlüğünü destekleyen bir politikaya sahiptir ve bölgedeki istikrarsızlığın kendi güvenliğini de etkileyebileceğini bilmektedir. İsrail'in Güney Lübnan'da kalması, Doğu Akdeniz'de enerji kaynaklarının paylaşımı ve deniz yetki alanları tartışmalarını yeniden alevlendirebilir. Türkiye, Lübnan'la yakın ilişkileri ve bölgede artan nüfuzu nedeniyle bu krizde arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ayrıca, İsrail'in bu tutumu Türkiye'nin Filistin politikasıyla da bağlantılı olarak Ankara'nın diplomatik girişimlerini hızlandırmasına yol açabilir. Bölgesel güvenlik için istikrarlı bir Lübnan'ın önemi, Türk dış politikasının öncelikleri arasında yer almaktadır.