ABD’de son iki haftadır gerçekleşen yerel seçim ön seçimlerinde Demokrat Sosyalistler önemli zaferler elde etti. Los Angeles’ta belediye başkanlığı yarışında ilerici aday Karen Bass, rakibi Rick Caruso’yu geride bırakarak ön seçimi kazandı. Washington D.C.’de ise ilerici Demokrat Janeese Lewis George, ılımlı Kenyan McDuffie’ye karşı ezici bir üstünlük sağladı ve başkentin bir sonraki belediye başkanı olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Bu sonuçlar, 2016’dan bu yana ivme kaybeden Demokrat Sosyalist hareketin yeniden yükselişe geçtiğini gösteriyor.
Gelişmenin arka planı
Los Angeles’ta yapılan ön seçimde, Temsilciler Meclisi üyesi Karen Bass, emlak geliştiricisi ve muhafazakâr eğilimli Caruso’yu yaklaşık 7 puan farkla mağlup etti. Bass, kampanyasında kiralık konut fiyatlarının düşürülmesi, kamu güvenliğinde reform ve sokaklarda yaşayan evsiz nüfusun barınma sorununa çözüm vaat ediyor. Bu vaatler, şehirde artan evsizlik krizi ve gelir eşitsizliğiyle mücadele eden seçmende karşılık buldu. Öte yandan Washington D.C.’de, Janeese Lewis George, Adalet Bakanlığı eski yetkilisi Kenyan McDuffie’yi büyük bir farkla yendi. Lewis George, polis bütçelerinin azaltılması, ücretsiz toplu taşıma ve konut hakkı gibi radikal sol politikalarla tanınıyor. Bu zafer, 2021’de seçilen Başkan Biden’ın merkezci çizgisinden ayrılarak daha ilerici bir gündem talep eden taban hareketinin gücünü kanıtlıyor.
Demokrat Sosyalistlerin yükselişi, 2016’da Bernie Sanders’ın başkanlık ön seçim kampanyasıyla hız kazanmıştı. Ancak 2020’deki yenilgi ve pandemi sürecinde hareket bir miktar geri plana itilmişti. Son seçimlerde kazanılan zaferler, özellikle genç seçmenler ve düşük gelirli haneler arasında sol politikaların hâlâ güçlü bir talep gördüğünü ortaya koyuyor. Ekonomik eşitsizlik, iklim değişikliği ve ırkçılık karşıtı söylemler, Demokrat Sosyalistlerin temel motivasyonunu oluşturuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu gelişmeler yalnızca ABD iç siyasetini etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda küresel çapta da yankı uyandırıyor. Demokrat Sosyalistlerin yükselişi, Avrupa’da yükselen popülist sol hareketlerle benzerlik taşıyor. İspanya’da Podemos, Yunanistan’da Syriza ve Almanya’da Sol Parti gibi akımlar, benzer vaatlerle taban buluyor. ABD’deki bu zaferler, küresel sol hareketler için de bir moral kaynağı olarak görülüyor. Özellikle iklim değişikliğiyle mücadele, sosyal adalet ve göç politikaları gibi konularda ulusötesi dayanışma potansiyeli artıyor. Ayrıca, ABD’nin en büyük iki şehrinde ilericilerin kazanması, federal düzeyde de politika değişikliklerini zorlayabilecek bir taban oluşturuyor. Biden yönetiminin iklim ve altyapı paketleri gibi girişimlerinin, bu yerel yönetimler aracılığıyla daha hızlı hayata geçirilmesi mümkün hale geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD’nin geleneksel müttefiki olarak bu gelişmeleri yakından izlemelidir. Demokrat Sosyalistlerin yükselişi, ABD dış politikasında daha az müdahaleci, daha fazla insan hakları ve iklim odaklı bir çizgiyi beraberinde getirebilir. Bu durum, Türkiye’nin Suriye ve Doğu Akdeniz politikaları da dahil olmak üzere bölgesel güvenlik hesaplarını etkileyebilir. Ilımlı ve iş odaklı bir ABD yönetiminin Türkiye ile ilişkileri belirli bir denge üzerinde yürümesine karşın, sol eğilimli yönetimler demokrasi, basın özgürlüğü ve azınlık hakları konularında daha eleştirel olabilir. Ancak bu değişim, kısa vadede büyük bir politika sapması yaratmaktan çok, ABD iç siyasetindeki kutuplaşmanın bir yansıması olarak okunmalıdır.