İsviçre’nin Luzern kentinde düzenlenen uluslararası zirvede bir araya gelen ABD ve İranlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’nda yeniden alevlenen şiddet ve belirsizlik ortamında kırılgan barış sürecini canlı tutmaya çalışıyor. Taraflar arasındaki doğrudan müzakereler, son haftalarda artan deniz ihlalleri ve karşılıklı suçlamalar nedeniyle gergin bir atmosferde geçiyor. Eski ABD’nin Irak Büyükelçisi Ryan Crocker, bu kritik dönemeçte stratejik sabrın önemine vurgu yaparak, diyaloğun kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini belirtti.
Lucerne Zirvesi’nde Sular Isınıyor
Lucerne Gölü kıyısındaki kapalı kapılar ardında gerçekleşen görüşmeler, daha önce varılan ateşkes anlaşmasının uygulanmasındaki aksaklıklar ve Hürmüz Boğazı’nda tırmanan askeri faaliyetler gölgesinde ilerliyor. İran heyeti, ABD’nin bölgedeki deniz varlığını artırmasını “provokasyon” olarak nitelerken, Washington yönetimi de Tahran’ın boğaz geçişlerini engelleme girişimlerini “uluslararası hukuka aykırı” olarak değerlendiriyor. Zirve öncesinde Basra Körfezi’nde yaşanan bir dizi sürtüşme, görüşmelerin tonunu belirleyen temel unsur oldu.
Diplomatik kaynaklar, özellikle son iki haftada meydana gelen üç ayrı deniz olayının taraflar arasındaki güveni zedelediğini ifade ediyor. Bu olaylardan en dikkat çekeni, İran Devrim Muhafızları’na ait hücumbotların bir ABD ticaret gemisine tacizde bulunması ve ardından ABD Donanması’nın uyarı atışı yapmasıydı. Her iki taraf da kendi eylemlerini “meşru müdafaa” olarak tanımlarken, BM Güvenlik Konseyi’nin acil toplantı çağrıları şu ana kadar sonuçsuz kaldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olması nedeniyle, buradaki herhangi bir çatışma küresel enerji piyasalarını anında etkiliyor. Son gerginlikler, petrol fiyatlarında yüzde 5’e varan dalgalanmalara yol açarken, sigorta şirketleri bölge geçişleri için primleri iki katına çıkardı. Ekonomik boyutun yanı sıra, boğazın kontrolü İran’ın bölgesel nüfuzu için de hayati önem taşıyor. Tahran yönetimi, bu su yolunu jeopolitik bir pazarlık kozu olarak kullanırken, ABD ve müttefikleri “serbest seyrüsefer” ilkesinde ısrar ediyor.
Uzmanlar, mevcut krizin İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerle de bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor. Nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için yürütülen dolaylı görüşmeler, Hürmüz’deki tansiyon yüzünden ikinci plana atılmış durumda. Eski Büyükelçi Crocker, “Barış süreci birbirine bağlı dosyalardan oluşuyor; Hürmüz’deki istikrar nükleer müzakerelerin ön koşulu haline geldi” ifadelerini kullandı. Bölge ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, çatışmanın deniz ticaret yollarına olan etkisinden endişe duyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı’ndaki istikrarsızlıktan doğrudan etkileniyor. Petrol fiyatlarındaki olası artış, cari açığı ve enflasyonu tetikleyerek Türkiye ekonomisi için risk oluşturuyor. Ayrıca, Ankara’nın bölgedeki diplomatik girişimleri ve İran ile sürdürdüğü enerji iş birliği, bu krizin yönetiminde Türkiye’yi önemli bir aktör haline getiriyor. Uzun vadede, Hürmüz’deki gerginliğin azalması, Türkiye’nin enerji tedarik çeşitliliği hedefleri açısından kritik. Türk yetkililerin, arabuluculuk rollerini güçlendirmek için hem Washington hem Tahran nezdinde inisiyatif alması beklenebilir.