İsrail'in Lübnan'a yönelik geniş çaplı askeri harekâtı, Güney Lübnan'daki onlarca köyü fiziksel olarak haritadan silerken, yerinden edilen yüz binlerce Lübnanlı için psikolojik yıkım da derinleşiyor. Savaşın hedef aldığı bölgelerde evler, camiler, okullar ve tarım arazileri tamamen yerle bir olurken, nesiller boyu süren toplumsal hafızanın mekânsal dayanakları da ortadan kalkıyor. Uzmanlar, bu durumun sadece maddi kayıp değil, aynı zamanda kolektif kimlik ve aidiyet duygusunda onarılması güç bir boşluk yarattığını vurguluyor.
Gelişmenin arka planı: Köylerin silinmesi ve psikolojik etkileri
Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre, çatışmaların başladığı Ekim 2023'ten bu yana 2 binden fazla kişi hayatını kaybetti, 10 binden fazla kişi yaralandı. Birleşmiş Milletler ise 1 milyondan fazla kişinin yerinden edildiğini tahmin ediyor. En yoğun çatışmaların yaşandığı güney bölgelerinde, İsrail hava saldırıları ve topçu atışları sonucu 20'den fazla köy neredeyse tamamen yok oldu. Beyrut'taki Amerikan Üniversitesi'nden psikolog Dr. Leila El-Husseini, "Bir köyün yok olması, o köyde yaşayan herkesin geçmişinin, hikâyelerinin ve geleceğe dair umutlarının silinmesi anlamına geliyor. Bu, travmanın kolektif bir biçimi" diyor.
Yerinden edilenlerin çoğu, sahil kentleri Sayda ve Tire'e veya başkent Beyrut'un güney varoşlarına sığınmış durumda. Geçici kamplarda yaşayan aileler, evlerine dönme ihtimalinin her geçen gün azaldığını görüyor. 65 yaşındaki çiftçi Ali Muhammed, yaşadığı köyün tamamen enkaz haline geldiğini belirterek, "Bahçemdeki zeytin ağaçlarını büyükbabam dikmişti. Onlar da yandı. Geriye hiçbir şey kalmadı" ifadelerini kullanıyor.
Bölgesel boyut: Savaşın uzun vadeli sonuçları
İsrail saldırıları sadece fiziksel yıkım değil, aynı zamanda Lübnan'ın kırılgan devlet yapısını daha da zayıflatıyor. Savaşın yol açtığı göç dalgası, zaten işsizlik ve yoksullukla boğuşan ülkede yeni bir kriz yaratıyor. Dünya Bankası, altyapı hasarının 3 milyar doları aştığını tahmin ediyor. Öte yandan, Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların bölgesel bir savaşa dönüşme riski, uluslararası toplumu da harekete geçirmeye zorluyor. ABD ve Fransa'nın arabuluculuk girişimleri henüz somut bir sonuç vermemişken, BM Lübnan Özel Koordinatörü Joanna Wronecka, "Sivillerin korunması ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterilmesi hayati önem taşıyor" uyarısında bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki bu insani kriz, Türkiye'nin bölgesel istikrar politikası açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye, Lübnan'daki iç savaş döneminden bu yana bu ülkeyle ekonomik ve siyasi bağlarını korumaktadır. Savaşın yarattığı mülteci akını, doğrudan Türkiye'yi etkilemese de, Doğu Akdeniz'deki dengeleri değiştirme potansiyeli taşımaktadır. Ayrıca, Hizbullah'ın zayıflaması veya Lübnan devletinin çöküşü, Suriye'deki güç dengesini ve Türkiye'nin sınır güvenliğini dolaylı olarak etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, hem insani yardım kanallarını açık tutmakta hem de diplomatik çözüm çabalarına destek vermektedir.