ABD yönetimi, Kudüs'teki büyükelçiliğini geçici binasından taşıyacak olan daimi bir elçilik binasının inşası için anlaşma imzaladı. İsrail'in başkenti olarak tanıdığı Kudüs'teki elçilik, 2018 yılında Tel Aviv'den taşınmış, ancak o tarihten bu yana geçici bir binada hizmet veriyordu. Yeni anlaşma, ABD'nin bölgedeki diplomatik varlığını kalıcı hale getirme niyetini bir kez daha ortaya koyarken, Filistin yönetimi ve birçok uluslararası aktör tarafından eleştiriliyor.
Anlaşmanın Ayrıntıları ve Arka Planı
ABD Dışişleri Bakanlığı, Kudüs'teki daimi büyükelçilik binasının inşası için İsrail'li müteahhitlerle bir sözleşme imzaladı. Anlaşma, 2025 yılına kadar tamamlanması planlanan projenin ilk aşamasını kapsıyor. Bakanlık yetkilileri, yeni binanın modern diplomatik standartlara uygun olacağını ve ABD'nin İsrail ile olan stratejik ortaklığını simgeleyeceğini belirtti.
ABD eski Başkanı Donald Trump'ın 2017 yılında Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve ardından büyükelçiliği taşıması, uluslararası toplumda büyük yankı uyandırmıştı. Karar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kınanmış, ancak Trump yönetimi geri adım atmamıştı. Biden yönetimi de bu politikayı sürdürerek Kudüs'teki elçiliği daimi hale getirme yönünde adımlar atıyor.
Bölgesel ve Küresel Tepkiler
Filistin yönetimi, ABD'nin bu hamlesini 'uluslararası hukukun ihlali' olarak nitelendirirken, İsrail hükümeti anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. İsrail Başbakanı, ABD'nin Kudüs'teki daimi varlığının iki ülke arasındaki bağları güçlendireceğini söyledi. Öte yandan, Türkiye ve bazı Arap ülkeleri daha önce elçilik kararını kınamıştı; yeni anlaşma da benzer tepkilere yol açabilir. Avrupa Birliği, konuyla ilgili olarak Kudüs'ün nihai statüsünün müzakerelerle belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'ün statüsü konusunda Filistin davasını destekleyen bir tutum izliyor. ABD'nin daimi elçilik inşası, Türkiye'nin Doğu Kudüs'ün Filistin'in başkenti olması yönündeki politikasına doğrudan aykırı. Bu gelişme, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir gerginlik yaratabilir ve Türkiye'nin uluslararası platformlarda Filistin yanlısı söylemini güçlendirmesine neden olabilir. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlığa katkıda bulunabileceği için Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını da etkileyebilir.