İsrail ordusu, 15 Temmuz 2024 sabahı Lübnan’ın güneyindeki Sur kasabasına düzenlediği hava saldırısında aralarında iki Suriyeli ve iki Bangladeşlinin de bulunduğu dört sivilin yaralanmasına neden oldu. Saldırı, Lübnan ve Filistin direniş gruplarıyla İsrail arasında sınır hattında devam eden çatışmaların bir parçası olarak kaydedildi. Olayda yaralanan kişilerin çoğunluğunun tarım işçisi olduğu, İsrail’in hedef aldığı noktanın sivil yerleşim alanına yakın olduğu bildirildi. Yaralıların hastaneye kaldırıldığı ve durumlarının stabil olduğu öğrenildi.
Saldırının arka planı ve tarafların tutumu
İsrail ile Lübnan arasındaki sınır, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşından bu yana en yoğun çatışma dönemlerinden birini yaşıyor. Hizbullah ve müttefiki Filistinli gruplar, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına misilleme olarak kuzeyden roket atışları düzenlerken, İsrail de hava ve topçu saldırılarıyla karşılık veriyor. Son saldırı, İsrail’in Sur kasabasındaki bir Hizbullah mevzisini hedef aldığı iddia edilirken, yerel kaynaklar saldırının bir tarım alanını vurduğunu belirtiyor.
Lübnan resmi ajansı NNA’nın haberine göre, saldırı sırasında bölgede çalışan Suriyeli ve Bangladeşli işçiler de isabet aldı. Olay, İsrail’in sivil can kayıplarına yol açan saldırılarını artırdığı bir döneme denk geldi. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) olayla ilgili soruşturma başlatırken, tarafları itidal çağrısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail’in Lübnan’daki saldırıları, sadece iki ülke arasındaki sınırı değil, aynı zamanda bölgesel denklemleri de etkiliyor. İran destekli Hizbullah’ın güçlü bir aktör olduğu Lübnan, dolaylı olarak Gazze savaşının bir cephesine dönüşmüş durumda. Saldırının içinde yabancı işçilerin bulunması, çatışmanın insani boyutunu ve sınır ötesi etkilerini gözler önüne seriyor. Özellikle Suriyeli işçiler, iç savaştan kaçarak Lübnan’a sığınan ve genellikle tarımda çalışan hassas bir grup. Bangladeşlilerin de benzer şekilde düşük ücretli işlerde istihdam edildiği düşünüldüğünde, çatışma bölgesinde en kırılgan kesimlerin hedef haline geldiği görülüyor.
Uluslararası toplum, İsrail’in orantısız güç kullanımına dair eleştirilerini sürdürürken, ABD ve Avrupa Birliği’nin arabulucu çabaları şu ana kadar bir sonuç vermedi. Rusya ve Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İsrail’i kınayan karar tasarıları sunsa da ABD’nin vetosuyla karşılaşıyor. Bölgedeki insani kriz derinleşirken, sınır ötesi saldırıların daha geniş bir savaşa dönüşme riski de artıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan’daki gelişmeleri yakından takip ediyor. İsrail’in sivil kayıplara yol açan saldırıları, Ankara’nın uzun süredir eleştirdiği orantısız güç kullanımı politikasının bir parçası. Türkiye, hem Suriyeli mültecilerin hem de bölgedeki diğer yabancı işçilerin zarar görmesine duyarlı. Ayrıca, Lübnan’daki istikrarsızlık, Doğu Akdeniz enerji hatları ve Türkiye’nin bölgedeki ticari çıkarları açısından risk oluşturuyor. Ankara’nın diplomatik girişimleri ve insani yardımları, çatışmanın daha fazla yayılmaması için kilit rol oynayabilir.