İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım sırasında dünya kamuoyu, diplomasinin Filistinlilerin yok edilmesine gerçekten karşı olmadığını anladı. İsrail, Gazze'yi Filistinlilerden boşaltma planını açıkça dile getirdiğinde bile silah ve diplomatik destekle ödüllendirildi. Zorla yerinden edilmenin soykırımın bir parçası olduğu ortaya çıktığında ise uluslararası toplumun büyük bölümü sessiz kaldı. Bu durum, Filistin meselesinin küresel adalet ve uluslararası hukuk açısından ne denli çıkmazda olduğunu gözler önüne seriyor.
Filistinlilerin Yok Edilmesi: Sistematik Bir Plan
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları, 7 Ekim 2023'ten bu yana aralıksız devam ediyor. Başlangıçta Hamas'ın saldırısına misilleme olarak sunulan operasyonlar, kısa sürede Gazze'nin tüm altyapısını hedef alan topyekûn bir yıkıma dönüştü. Hastaneler, okullar, mülteci kampları ve sivil yerleşim yerleri bombalandı. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, Gazze'deki nüfusun büyük bir kısmı yerinden edildi ve insani yardım ulaştırılamıyor. İsrail yetkilileri, Gazze'nin kuzeyini tamamen boşaltma ve burada yaşayan Filistinlileri Mısır sınırına sürme planlarını açıkça dile getirdi. Bu planlar, Filistinlilerin topraklarından zorla çıkarılması anlamına geliyor ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak nitelendirilebilecek eylemleri içeriyor.
Uluslararası toplumun tepkisi ise son derece yetersiz kaldı. ABD başta olmak üzere birçok Batılı ülke, İsrail'e askeri ve diplomatik destek vermeye devam etti. BM Güvenlik Konseyi'nde ateşkes çağrıları defalarca veto edildi. İsrail'in savaş suçlarına rağmen silah sevkiyatı sürdü. Bu durum, uluslararası hukukun ve insan haklarının sadece Batı'nın çıkarlarına hizmet ettiği algısını güçlendirdi. Özellikle Küresel Güney ülkeleri, çifte standartlara sert eleştiriler yöneltti.
Filistinlilerin yok edilmesi sadece fiziksel değil, aynı zamanda kültürel ve tarihsel bir boyut da taşıyor. İsrail, Gazze'deki arkeolojik alanları, kütüphaneleri ve kültürel mirası da hedef alarak Filistin kimliğini silmeye çalışıyor. Bu, etnik temizlik ve kültürel soykırımın iç içe geçtiği bir tablo oluşturuyor.
Uluslararası Diplomasinin İflası ve Bölgesel Sonuçlar
Gazze'de yaşananlar, uluslararası diplomasinin Filistin meselesinde ne kadar etkisiz kaldığını gösterdi. ABD'nin arabuluculuk çabaları sonuçsuz kaldı; Avrupa Birliği ise ortak bir tutum sergileyemedi. Türkiye, Katar ve diğer bazı ülkeler ise İsrail'e karşı daha sert bir duruş sergiledi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'i soykırımla suçlayarak Batı'nın tutumunu eleştirdi. Ancak bölgesel aktörler arasındaki bölünmüşlük, ortak bir eylem planını engelledi.İsrail'in planları yalnızca Gazze ile sınırlı değil. Batı Şeria'da da yerleşim yerleri genişletiliyor ve Filistinlilere yönelik şiddet artıyor. Bu, iki devletli çözümün artık imkânsız hale geldiği yönündeki endişeleri güçlendiriyor. Bölgede kalıcı bir barış için Filistinlilerin haklarının tanınması ve uluslararası hukukun uygulanması şart. Aksi takdirde, şiddet döngüsü daha da derinleşecek ve istikrarsızlık tüm Orta Doğu'yu saracak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesinde tarihsel ve stratejik olarak Filistinlilerin yanında yer almıştır. İsrail'in Gazze'deki eylemleri, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve dış politika önceliklerini doğrudan etkiliyor. Ankara, İsrail ile ilişkilerini askıya almış, ticaretini kısıtlamış ve uluslararası platformlarda Filistin'in haklarını savunmuştur. Ancak Batı'nın İsrail'e koşulsuz desteği, Türkiye'nin diplomatik manevra alanını daraltmakta ve bölgesel dengeleri sarsmaktadır. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM gibi platformlarda aktif rol alarak Filistin davasını uluslararası gündemde tutmaya çalışıyor. Bu süreç, Türkiye'nin Orta Doğu'daki liderlik iddiasını pekiştirirken, aynı zamanda Batı ile ilişkilerinde gerilim yaratıyor. Uzun vadede, Filistin meselesindeki tutum, Türkiye'nin bölgesel ittifak sistemini ve enerji güvenliğini de etkileyecek.