İsrail, Lübnan'ın güney bölgelerine yönelik hava saldırılarını sürdürürken, Lübnan halkı bir yanda hükümetin ateşkes çağrılarına rağmen saldırıların durmaması, diğer yanda Hizbullah'ın İran adına çatışmayı başlatması nedeniyle iki ateş arasında kalmış durumda. FRANCE 24 muhabiri Renée Davis'ın aktardığına göre, ülke genelinde hükümete yönelik eleştiriler giderek artıyor. Birçok Lübnanlı, yetkililerin ABD baskısına boyun eğdiğini ve ulusal egemenliği koruyamadığını düşünüyor. Aynı zamanda Hizbullah, İran'ın bölgesel hedefleri doğrultusunda hareket etmekle ve bu süreçte Lübnan'ı savaşın ortasına sürüklemekle suçlanıyor.
Çatışmaların Arka Planı ve Sivil Kayıplar
İsrail'in Lübnan'ın güneyine yönelik saldırıları, İsrail-Hamas çatışmalarının bir yansıması olarak görülüyor. Ekim 2023'ten bu yana devam eden çatışmalarda, Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırına yakın bölgeler yoğun bombardımana maruz kalıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, bugüne kadar 100 binden fazla Lübnanlı yerinden edildi ve yüzlerce sivil hayatını kaybetti. Hizbullah'ın roket saldırıları nedeniyle İsrail tarafında da sivil kayıplar yaşanırken, taraflar arasındaki ateşkes girişimleri bir türlü kalıcı olmadı. Lübnan hükümeti, uluslararası toplumun ateşkes çağrılarını desteklese de, Hizbullah'ın bağımsız askeri kararlar alması nedeniyle etkili olamıyor.
Ülkenin ekonomik durumu da giderek kötüleşiyor. 2019'dan bu yana süren ekonomik kriz, savaşla birlikte daha da derinleşti. Lübnan lirası değer kaybederken, işsizlik oranı %40'a yaklaştı. Hükümet, ABD ve Avrupa Birliği'nden mali yardım alabilmek için reform sözü verse de, siyasi kriz nedeniyle bu reformlar hayata geçirilemiyor. Hizbullah'ın İran tarafından finanse edildiği bilinirken, bu durum Lübnan'ın İran ile ABD arasında bir savaş alanına dönüşmesine neden oluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran ve ABD'nin Rolü
Lübnan'daki çatışma, sadece iki ülke arasındaki bir savaş olmanın ötesinde, bölgesel bir güç mücadelesinin parçası haline geldi. İran, Hizbullah aracılığıyla Lübnan'da askeri ve siyasi nüfuzunu sürdürürken, ABD ve İsrail bu nüfuzu kırmaya çalışıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan'a yönelik 1 milyar dolarlık askeri yardım paketini askıya almış durumda. Yardımın, Lübnan ordusunun Hizbullah ile mücadele kapasitesini artırması amaçlanmıştı, ancak mevcut durumda bu yardımın etkili olup olmayacağı belirsiz. Avrupa Birliği, ateşkes için diplomatik girişimlerini sürdürürken, Fransa da dahil olmak üzere birçok Avrupa ülkesi Lübnan'daki vatandaşlarını tahliye etmeye başladı.
Bölgede Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Sünni ülkeler, İran'ın Lübnan'daki etkisini endişeyle izliyor. Ancak bu ülkeler, Hizbullah'ın gücü karşısında doğrudan bir müdahaleden kaçınıyor. BM Güvenlik Konseyi, 2006 tarihli 1701 sayılı kararın uygulanmasını talep etse de, taraflar arasındaki güvensizlik nedeniyle kararın hayata geçirilmesi mümkün görünmüyor. İsrail, kuzey sınırındaki tehdidi ortadan kaldırmak için geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeyi değerlendirirken, Hizbullah ise İran'dan gelen modern silahlarla savunma hatlarını güçlendirmeye devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki çatışma, Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikasını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, bölgede istikrarın sağlanmasını ve İran'ın nüfuzunun sınırlanmasını isterken, aynı zamanda Lübnan'daki Sünni toplumla tarihsel bağları nedeniyle gelişmeleri dikkatle takip ediyor. Çatışmaların genişlemesi, Türkiye'nin Libya ve Suriye'deki askeri varlığını da etkileyebilir. Ayrıca, Lübnan'daki insani kriz, Türkiye'yi yeni bir mülteci dalgası riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Türkiye'nin diplomatik girişimlerle taraflar arasında arabuluculuk yapma potansiyeli bulunuyor, ancak bu girişimlerin başarıya ulaşması için uluslararası toplumun da desteği gerekiyor.