İran ile İsrail arasında yıllardır süren vekalet savaşı, artık açık çatışmaya dönüşürken, bu gerilimin en sıcak noktası Lübnan oldu. Ortadoğu'nun iki güçlü aktörü, kendi bölgesel hegemonya mücadelelerinin bir parçası olarak Lübnan topraklarını kullanıyor. Beyrut'taki siyasi krizden Hizbullah'ın askeri varlığına kadar pek çok unsur, bu çatışmanın merkezinde yer alıyor. Lübnan ise kendi iç sorunlarıyla boğuşurken, bir de bu iki ülkenin çatışmasının ortasında kalmanın bedelini ödüyor.
Lübnan Neden Bu Çatışmanın Merkezinde?
Lübnan, İran için Hizbullah aracılığıyla İsrail'e karşı en önemli baskı noktası. Tahran, on yıllardır Hizbullah'ı finansal ve askeri olarak destekleyerek ülkenin güneyinde İsrail sınırında güçlü bir milis gücü oluşturdu. İran'ın bu stratejisi, Lübnan'ı adeta bir ön cephe haline getirdi. İsrail ise kuzey sınırındaki bu tehdidi bertaraf etmek için son yıllarda hava saldırıları ve istihbarat operasyonlarıyla Hizbullah'ın askeri altyapısını hedef alıyor. Ancak bu operasyonlar, çoğu zaman sivil yerleşimleri de etkiliyor ve Lübnan'ın zaten kırılgan olan ekonomisini daha da derin bir krize sürüklüyor.
Lübnan, 2019'dan bu yana devam eden ekonomik çöküş, siyasi istikrarsızlık ve 2020 Beyrut patlamasının yaralarını sarmaya çalışırken, bir de bu dış kaynaklı çatışmanın ortasında kaldı. Ülkenin resmi kurumları zayıflamış durumda; ordu, siyasi kutuplaşma ve kaynak yetersizliği nedeniyle etkisiz kalıyor. Bu boşluk, İran destekli Hizbullah'ın ülke içindeki gücünü daha da artırıyor. Ancak Hizbullah'ın güçlenmesi, Lübnan'ın diğer siyasi grupları ve uluslararası toplum tarafından endişeyle izleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran-İsrail geriliminin Lübnan'a sıçraması, sadece iki ülke arasındaki bir çatışma değil; aynı zamanda bölgesel dengeleri de etkileyen bir kriz. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nüfuz alanını genişletmesinden endişe ediyor. ABD ise İsrail'in en büyük müttefiki olarak, Tahran'ı çevreleme politikası kapsamında Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Avrupa Birliği, özellikle Fransa, Lübnan'ın egemenliğini korumak ve çatışmanın yayılmasını engellemek için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Ancak bu girişimler, taraflar arasındaki derin güvensizlik ve çıkar çatışmaları nedeniyle şu ana kadar somut bir sonuç vermedi.
Öte yandan, bu kriz, bölgedeki diğer istikrarsız ülkelere de sıçrama potansiyeli taşıyor. Suriye'deki İran varlığı, Irak'taki Şii milisler ve Yemen'deki Husiler, bu geniş çaplı mücadelenin diğer cepheleri olarak görülüyor. Lübnan'da yaşanacak büyük çaplı bir çatışma, tüm Ortadoğu'yu etkileyebilecek bir domino etkisi yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Ortadoğu politikası açısından kritik öneme sahip. Ankara, hem İran hem de İsrail ile dengeli ilişkiler sürdürmeye çalışırken, Lübnan'daki kriz bu dengeyi zorlayabilir. Türkiye, Lübnan'da Sünni kesimlerle ve Filistin davasıyla olan bağları nedeniyle gelişmeleri yakından izliyor. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve deniz yetki alanları konusunda İsrail ile işbirliği arayışında olan Ankara, İran'ın bölgedeki nüfuzunun artmasından endişe ediyor. Türkiye'nin, krizin büyümemesi ve Lübnan'ın toprak bütünlüğünün korunması için diplomatik girişimlerde bulunması bekleniyor. Aksi halde, bu çatışma Türkiye'nin güney sınırlarında yeni bir istikrarsızlık kaynağı haline gelebilir.