İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyine ve doğusuna düzenlediği hava saldırılarında en az 45 kişinin öldüğünü, çoğu sivil olmak üzere yüzlerce kişinin yaralandığını duyurdu. Saldırılar, İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, Hizbullah'a karşı 'cehennemin kapılarını açma' çağrısının ardından geldi. Bölgede tansiyon, Gazze savaşının ardından İsrail-Lübnan sınırında haftalardır süren çatışmalarla zaten yüksek seviyedeydi. Saldırılar, başkent Beyrut'un güney banliyöleri ve güneydeki birkaç kasabayı hedef alırken, Lübnan Sağlık Bakanlığı ölü sayısının artabileceği uyarısında bulundu.
Saldırıların arka planı ve sivil kayıplar
İsrail Hava Kuvvetleri, Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye ve doğusundaki Baalbek bölgelerine düzenlediği bombardımanda, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen askeri tesisleri vurduklarını açıkladı. Ancak yerel kaynaklar, vurulan noktaların arasında bir hastane, iki okul ve bir pazar yerinin de bulunduğunu belirtti. Lübnan Kızılhaçı'na göre, enkaz altında kalanların sayısı bilinmiyor. Saldırılarda ölenler arasında 8 çocuk ve 12 kadının olduğu doğrulandı. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, 'sivillerin korunmasının acil öncelik olması gerektiğini' vurguladı. Birleşmiş Milletler Lübnan Özel Koordinatörü Jeanine Hennis-Plasschaert, 'sivil altyapının hedef alınmasının uluslararası hukukun ağır bir ihlali olduğunu' belirterek taraflara itidal çağrısı yaptı.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ise Hizbullah'ı 'İsrail devletine yönelik benzeri görülmemiş bir tehdit' olarak nitelendirdi ve 'Gerekli gördüğümüz anda Beyrut'u Gazze'ye çevirebilecek güce sahibiz' dedi. Bu söylem, İsrail'in 2006'daki Lübnan savaşından bu yana en sert tehdidi olarak değerlendiriliyor. Hizbullah ise yaptığı açıklamada, 'İsrail'in saldırganlığına karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu' duyurdu ve 'cehennemin kapıları sadece İsrail için değil, tüm bölge için açılacak' uyarısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
Olay, zaten kırılgan olan Orta Doğu'da yeni bir savaş endişesini gündeme getirdi. İran destekli Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar, Mayıs 2023'ten bu yana sınıra yayılmış durumda. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 'Bölgesel bir savaştan kaçınılması gerektiğini' söylerken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron taraflara 'derhal ateşkes' çağrısı yaptı. Suudi Arabistan ve Mısır ise 'sivil kayıpları şiddetle kınadıklarını' açıkladı. BM Güvenlik Konseyi, 1701 sayılı kararı uyararak 'Litani Nehri'nin güneyinde Hizbullah dışında hiçbir silahlı gücün bulunmaması gerektiğini' hatırlattı. Ancak uzmanlar, İsrail'in attığı bu adımın, Gazze'deki savaşın ikinci bir cepheye taşınması anlamına gelebileceği uyarısında bulunuyor. Enerji piyasaları da gelişmelerden etkilendi; ham petrol fiyatları varil başına 3 dolar artışla 8 haftanın zirvesine çıktı.
Lübnan Başbakanı Necib Mikati, 'ülkesinin bir savaşa sürüklenmesine izin vermeyeceklerini' söylese de, siyasi analistler Hizbullah'ın ateş gücü karşısında hükümetin etkisiz kalabileceği görüşünde. Uluslararası Kriz Grubu'ndan bir analist, 'Her iki tarafın da kırmızı çizgileri aştığı bir noktadayız; yanlış bir hesaplama tüm bölgeyi ateşe verebilir' dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail-Lübnan hattındaki bu gerginlik, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Bölgede olası bir savaş, Türkiye'nin enerji arama faaliyetlerini ve deniz yetki alanı anlaşmazlıklarını etkileyebilir. Ayrıca, iki ülke arasındaki çatışmanın büyümesi, Suriye'deki İran nüfuzunu ve PKK/YPG'nin pozisyonunu da değiştirebilir. Türkiye, şimdiye kadar çatışmalarda tarafsız bir pozisyon alsa da, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırganlığı Ankara'nın Arap dünyasındaki diplomatik ağırlığını artırabilir. Öte yandan, Türkiye'nin NATO müttefiki olarak ABD'nin bölgeye olası bir askeri müdahalesinde denge politikası izlemesi gerekebilir. Bu nedenle, hem diplomatik girişimler hem de askeri hazırlıklar Ankara için öncelikli hale gelmiştir.