ABD Başkanı Donald Trump'ın bir dönem 'tarihi' olarak nitelendirdiği İran nükleer anlaşması, Tahran ile Washington arasında süren dolaylı müzakereler ve İsrail'in kararlı muhalefeti nedeniyle yeniden belirsizliğe sürüklendi. 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) ABD'nin 2018'de tek taraflı çekilmesiyle başlayan kriz, 2021'de başlayan Viyana görüşmeleriyle sona ermek üzereyken, İsrail'in diplomatik ve askeri baskıları anlaşmanın akıbetini sorgulatıyor. Peki, taraflar bu süreçte aslında ne kazandı?
Anlaşmanın arka planı ve kazanımlar
JCPOA, İran'ın uranyum zenginleştirme programını kısıtlamayı ve uluslararası denetime açmayı amaçlıyordu. Karşılığında ise İran'a yönelik ekonomik yaptırımların kademeli olarak kaldırılması öngörülüyordu. Trump yönetimi anlaşmadan çekilip 'maksimum baskı' politikası uygularken, İran da nükleer faaliyetlerini hızlandırarak yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum üretti. Biden yönetimi ise müzakerelere dönüş sinyali verse de, İsrail'in sert itirazları ve bölgesel gerilimler süreci tıkadı.
İran, anlaşmanın yeniden canlanması halinde yaptırımların hafiflemesiyle ekonomik rahatlama bekliyor. ABD ise İran'ın nükleer bomba üretme eşiğine ulaşmasını engellemek istiyor. Ancak İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik sabotaj ve suikast operasyonlarıyla anlaşmayı baltalamaya çalışıyor. Mossad'ın gizli dosyaları ve İranlı bilim insanlarına yönelik saldırılar, Tel Aviv'in anlaşmaya olan güvensizliğini ortaya koyuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Anlaşmanın başarısızlığı, Orta Doğu'da yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İran'ın nükleer kapasitesine karşı kendi programlarını geliştirme eğilimine girebilir. Ayrıca İran'ın Yemen, Suriye ve Lübnan'daki vekil güçleri üzerindeki etkisi, anlaşma sonrası daha da artabilir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) son raporları, İran'ın stokladığı yüksek düzeyli uranyum miktarının anlaşma öncesi seviyelerin çok üzerinde olduğunu gösteriyor.
Rusya ve Çin, İran'la enerji ve askeri iş birliğini derinleştirerek ABD'nin bölgedeki nüfuzuna meydan okuyor. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, küresel petrol fiyatlarını etkilerken, Avrupa ülkeleri tansiyonun düşürülmesi için arabuluculuk yapıyor. İsrail ise ABD Kongresi'ndeki güçlü lobisiyle anlaşmaya karşı yasal engeller çıkarmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la sınır komşusu olması ve enerji ithalatında İran'a bağımlılığı nedeniyle anlaşmanın akıbetini yakından izliyor. Anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesi, Türkiye'nin İran'a yönelik yaptırımlardan kaynaklanan enerji ticaretindeki sıkıntılarını hafifletebilir. Ancak İsrail'in anlaşmayı sabote etmesi, bölgesel gerilimi tırmandırarak Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını etkileyebilir. Ayrıca ABD-İran yakınlaşması, Türkiye'nin Washington'la ilişkilerinde elini güçlendirirken, Körfez ülkeleriyle rekabette yeni dengeler yaratabilir. Türkiye, nükleersiz bir Orta Doğu için diplomatik çabalarını sürdürmeli.