İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah hedeflerine yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını artırarak sürdürüyor. Son olarak, işgal altındaki Filistin topraklarına yaklaşık 20 kilometre mesafedeki Nebatiye bölgesinde bir araca düzenlenen saldırıda en az üç kişinin öldüğü bildirildi. Saldırı, bölgede haftalardır devam eden sınır ötesi gerilimin en son örneğini oluşturuyor. İsrail Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, saldırıların “Hizbullah'ın askeri altyapısını hedef aldığı” belirtilirken, Lübnanlı güvenlik kaynakları ise sivil kayıpların arttığına dikkat çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Tarihi Gerilim ve Yeni Dalga
İsrail ile Lübnan arasındaki çatışma, 2006 yılındaki savaştan bu yana en kritik noktasına ulaşmış durumda. Hizbullah'ın 7 Ekim 2023 sonrası İsrail'e yönelik roket saldırılarını yoğunlaştırması, İsrail'in misilleme operasyonlarını beraberinde getirdi. Özellikle güney Lübnan'daki İHA saldırıları, taraflar arasında fiili bir savaş hattı oluşturuyor. BM Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) verilerine göre, 2024 yılının ilk çeyreğinde sınır ihlalleri yüzde 300 oranında arttı. İsrail'in kuzeyindeki yerleşim birimlerinden tahliye edilen on binlerce kişi ise hükümete operasyon çağrısını yükseltiyor.
Hizbullah, İsrail saldırılarına karşı “simetrik olmayan” bir savaş yürütüyor. İHA kamikaze droneları ve karadan havaya füzelerle İsrail hava savunmasını aşmaya çalışan örgüt, aynı zamanda sivil kayıplar konusunda uluslararası kamuoyunu harekete geçirmeyi hedefliyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı, sadece mart ayında 40'tan fazla sivilin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini açıkladı. Bu durum, Beyrut yönetimini zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor: Bir yanda Hizbullah'ın askeri kanadıyla uzlaşma çabaları, diğer yanda ekonomik çöküşle mücadele eden halkın talepleri.
Bölgesel Boyut ve Uluslararası Dinamikler
İsrail'in Lübnan operasyonları, bölgedeki diğer aktörlerin pozisyonlarını da etkiliyor. İran, Hizbullah'a verdiği desteği artırırken, Suriye üzerinden lojistik yardımlarını sürdürüyor. ABD ise İsrail'in meşru müdafaa hakkını tanımakla birlikte, çatışmanın genişlemesi halinde bölgesel istikrarın tehdit edileceği uyarısında bulunuyor. Rusya, Lübnan-Suriye ekseninde yaşanan gelişmeleri yakından izlerken, Fransa ve Almanya gibi Avrupa ülkeleri diplomatik girişimleri hızlandırdı. Öte yandan Arap Birliği, İsrail'e karşı ortak bir tutum belirlemekte zorlanıyor; Suudi Arabistan ve BAE'nin İran karşıtlığı, Lübnan meselesinde net bir tavır alınmasını engelliyor.
BM Güvenlik Konseyi, Lübnan'daki durumu görüşmek üzere toplanacak. Ancak ABD'nin veto yetkisi, İsrail aleyhine bir karar çıkmasını şimdilik imkansız kılıyor. Uzmanlar, taraflar arasında sürdürülebilir bir ateşkesin ancak Lübnan'da devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve Hizbullah'ın askeri kanadının silahsızlandırılmasıyla mümkün olabileceğini vurguluyor. Ancak mevcut güç dengeleri, bu senaryonun yakın gelecekte gerçekleşmeyeceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Hizbullah çatışmasında dengeli bir tutum izlemeye çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yandan Filistin davasına verdiği desteği sürdürürken, diğer yandan Lübnan'da yaşanan insani krize dikkat çekiyor. Ancak Türkiye'nin güney sınırındaki istikrarsızlık, Suriye'deki PKK/YPG varlığıyla birleşince Ankara için güvenlik riski oluşturuyor. Ayrıca, İsrail ile enerji alanında iş birliği arayışları, Doğu Akdeniz'deki denklemleri daha karmaşık hale getiriyor. Türkiye'nin bölgedeki nüfuzu, diplomatik hamlelerle çatışmanın yayılmasını engelleme kapasitesine bağlı. Şimdilik, insani yardımlar ve arabuluculuk girişimleri ön planda görünüyor.