Gazze bugünkü haline gelmek zorunda değildi. Bu, ahlaki bir iddia değil; operasyonel bir gerçek. İsrail’in 7 Ekim sonrası başlattığı hava ve kara harekâtının sivil can kaybını, açlığı ve yıkımı zorunlu kıldığı yönündeki tezler, askeri ve stratejik mantık süzgecinden geçirildiğinde çökmektedir. Analistler, İsrail’in kendini ‘en insani ordu’ olarak tanımlayan söylemine rağmen, nokta atışı operasyonlar ve istihbarat tabanlı hedefleme gibi alternatif yöntemlerin varlığına rağmen, Gazze’deki yıkımın boyutunun askeri hedeflere orantısız olduğunu belirtiyor.
Harekâtın Operasyonel Mantığı ve Çelişkileri
İsrail, operasyonlarda ‘zorunluluk’ kavramını sıkça kullanıyor. Ancak bu kavram, Hamas’ın silah altyapısını yok etmek, tünelleri imha etmek ve rehineleri kurtarmak gibi somut hedeflere ulaşmakta yetersiz kalıyor. Örneğin, IDF’nin kentsel çatışma doktrinleri, düşman mevzilerini çevreleme ve hızlı şekilde ilerleme öngörse de, uygulanan şiddet ve hava bombardımanı beklenenin çok ötesinde sivil kayba yol açtı. Bazı eski İsrail askeri yetkilileri, operasyonun aslında Hamas’ın askeri kanadını kalıcı olarak yok etmekten çok, siyasi bir caydırıcılık mesajı vermeyi amaçladığını iddia ediyor. Ne var ki, bu yaklaşım, bölgesel gerilimi tırmandırmaktan ve uluslararası toplumda İsrail’in meşruiyetini aşındırmaktan başka bir işe yaramamıştır.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çatışmanın Yansımaları
Gazze’deki insani felaket, sadece Filistinlileri değil, tüm bölgesel dengeleri etkilemektedir. Mısır ve Ürdün, savaşın kendi sınırlarına sıçramasından endişe ederken, İran destekli Hizbullah’ın Lübnan sınırında açtığı ikinci cephe, çatışmanın genişleme riskini artırmıştır. Birleşmiş Milletler, çatışmanın bir soykırıma dönüştüğü yönünde uyarılarda bulunurken, Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açılan dava, uluslararası hukukun ihlal edildiğine dair ciddi kanıtlar sunmaktadır. ABD ve Avrupa Birliği ise iki devletli çözüm çağrılarını yinelerken, İsrail’e koşulsuz askeri desteğin devam etmesi, bu bölgenin uzun vadeli istikrarına dair soru işaretlerini büyütüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 7 Ekim’den bu yana İsrail’e karşı en sert eleştirileri yönelten ülkelerden biri oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in uygulamalarını ‘terör devleti’ olarak nitelerken, Türkiye diplomatik olarak Filistin davasını savunmaya devam ediyor. Ekonomik boyutta ise, Türkiye-İsrail ticaretinin durdurulması ve enerji işbirliğinin askıya alınması, iki ülke arasındaki normalleşme sürecini tersine çevirdi. Bölgesel olarak Türkiye, Mısır ve Katar ile koordineli bir şekilde insani yardım ve ateşkes diplomasisi yürütüyor. Gelişmeler, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji dengelerini yeniden gözden geçirmesine neden olurken, Ankara’nın Filistin meselesinde küresel bir aktör olarak rolünü pekiştiriyor. Ancak, kalıcı bir barış olmadan Türkiye’nin bölgedeki ticari ve diplomatik hedeflerine ulaşması zor görünüyor.