Uluslararası toplum, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'daki yerleşim politikalarına karşı yeni bir yaptırım rejimi oluşturma sürecinde. Özellikle bölgenin etnik yapısını değiştirmeye yönelik girişimler, yıllardır süren uyarılara rağmen hız kesmeden devam ediyor. Son dönemde ABD ve Avrupa ülkeleri, yerleşimci şiddetine karşı yaptırım kararlarını artırdı. Bu adımlar, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı bulan ve iki devletli çözümü baltaladığını savunan ülkelerin artan baskısını yansıtıyor.
Yerleşim Faaliyetlerinin Arka Planı
İsrail, 1967 Altı Gün Savaşı'ndan bu yana Batı Şeria'da yerleşim inşasını sürdürüyor. Uluslararası hukuka göre işgal altındaki topraklarda yerleşim kurmak yasa dışı. Ancak İsrail, bu toprakları "tartışmalı" olarak nitelendiriyor ve yerleşimleri güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde meşrulaştırıyor. Bugün Batı Şeria'da 130'dan fazla resmi yerleşim ve 100'e yakın karakolda 700 binden fazla İsrailli yerleşimci yaşıyor. Filistinliler ise bu yerleşimlerin kendi topraklarını parçaladığını ve bir Filistin devleti kurma şansını yok ettiğini belirtiyor.
Son yıllarda yerleşimci şiddeti de arttı. Özellikle 2023 ve 2024'te Filistinli sivillere yönelik saldırılar, uluslararası kamuoyunda geniş yankı buldu. Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri, bu saldırıları kınadı ve İsrail'i sorumluları cezalandırmaya çağırdı. Ancak İsrail yönetimi, yerleşimci şiddetini genellikle "aşırılık yanlısı unsurlar" olarak tanımlayıp, sistematik bir sorun olarak kabul etmekten kaçınıyor.
Bu tablo karşısında ABD, Şubat 2024'te Batı Şeria'da şiddete karışan dört İsrailli yerleşimciye yaptırım uyguladı. Ardından Avrupa Birliği ve bazı üye ülkeler de benzer adımlar attı. Ancak bu yaptırımlar, yerleşim faaliyetlerinin tamamını durdurmaya yetmedi. İsrail, yaptırımlara rağmen yeni konut projelerini onaylamaya devam etti. Örneğin, 2024 başında E1 bölgesinde binlerce yeni konut birimi onaylandı; bu proje, Doğu Kudüs ile Batı Şeria arasındaki bağlantıyı kopararak Filistin devletinin sürekliliğini tehlikeye atıyor.
Uluslararası Tepkiler ve Yeni Yaptırım Arayışları
Uluslararası toplumun tepkisi artık sadece kınama bildirileriyle sınırlı değil. ABD, Avrupa Birliği ve bazı Asya ülkeleri, İsrail'e yönelik yaptırımları genişletmeyi tartışıyor. Özellikle yerleşim ürünlerinin etiketlenmesi ve bu ürünlere erişimin kısıtlanması gündemde. AB, 2015'ten beri yerleşim ürünlerinin menşeini belirtme zorunluluğu getirmişti; şimdi bu uygulamanın daha sıkı denetlenmesi ve ihlallere yaptırım uygulanması planlanıyor.
Bazı ülkeler ise daha ileri adımlar atıyor. Şili ve Meksika, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taşıdı. Güney Afrika'nın açtığı soykırım davası ise Uluslararası Adalet Divanı'nda devam ediyor. Bu davalar, İsrail'in politikalarının hukuki sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Öte yandan, yaptırım rejiminin etkinliği tartışmalı. İsrail, ABD'nin askeri ve diplomatik desteğine güveniyor. ABD Kongresi'nde İsrail'e yönelik eleştiriler artsa da, askeri yardımın kesilmesi ihtimali düşük görünüyor. Ayrıca, bazı Avrupa ülkeleri yaptırımların kendi ekonomik çıkarlarını zedeleyebileceğinden endişeli. Yine de sivil toplum kuruluşları ve aktivistler, yaptırımların genişletilmesi için baskı yapmaya devam ediyor.
Bu gelişmeler, İsrail'in uluslararası alanda giderek daha fazla izole olduğunu gösteriyor. Özellikle Arap ülkeleriyle imzalanan İbrahim Anlaşmaları'na rağmen, yerleşim sorunu normalleşme sürecini sekteye uğratabilir. Suudi Arabistan'ın da içinde olduğu bazı ülkeler, yerleşim faaliyetleri durdurulmadan İsrail ile tam normalleşme adımı atmakta isteksiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim politikalarını uzun süredir uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriyor ve iki devletli çözümü savunuyor. Yeni yaptırım rejimi, Türkiye'nin Filistin davasındaki tutumunu güçlendirebilir. Özellikle ABD ve AB'nin yaptırım adımları, Türkiye'nin yalnız olmadığını gösteriyor. Ancak yaptırımların içeriği ve kapsamı, Türkiye'nin beklentilerini tam karşılamayabilir. Türkiye, İsrail'e yönelik daha kapsamlı yaptırımlar ve Filistin'in tanınması çağrılarını sürdürüyor. Bölgesel istikrar açısından, yerleşim faaliyetlerinin durdurulması, Doğu Akdeniz'de gerginliğin azalmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde bu tür yaptırımları dikkate alacaktır.