İran destekli Husi isyancıları, Yemen'in güneybatısındaki Kızıldeniz kıyı şeridi boyunca ilerleyerek Bab el-Mendeb Boğazı üzerinde daha fazla kontrol sağlama amacıyla stratejik mevziler kazanıyor. Son haftalarda hızlanan bu askeri hareketlilik, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz trafiği ve bölgesel güvenlik açısından yeni bir gerilim hattı oluşturuyor. Husiler, Yemen'in batı kıyısındaki Hudeyde limanından güneye doğru ilerleyerek Bab el-Mendeb Boğazı'na yaklaşıyor. Bu boğaz, Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği kritik bir geçiş noktası.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaşta Husiler, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerine karşı mücadele ediyor. 2022'de ilan edilen ateşkes büyük ölçüde korunurken, Husiler ülkenin kuzey ve batı bölgelerinin büyük bölümünü kontrol ediyor. Ancak son dönemde Husiler, Kızıldeniz kıyısındaki stratejik noktaları ele geçirmek için yeni bir askeri kampanya başlattı. Bu kampanya, özellikle Bab el-Mendeb Boğazı'na bakan kıyı şeridini hedefliyor. Husilerin ilerleyişi, Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan destekli güçlerin savunma hatlarını zorluyor. Bölgedeki yerel kaynaklara göre, Husiler son iki hafta içinde birkaç köy ve stratejik tepeyi ele geçirdi. Bu ilerleme, Husilerin denizden gelebilecek olası bir müdahaleye karşı önleyici bir hamle olarak da değerlendiriliyor.
Husilerin askeri kapasitesi, İran'dan sağlanan silah ve insansız hava araçları (İHA) ile güçlendirilmiş durumda. Son yıllarda Husiler, Suudi Arabistan ve BAE'ye yönelik füze ve İHA saldırıları düzenleyerek bölgesel güvenliği tehdit etti. ABD donanması, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz trafiğinin güvenliğini sağlamak için bölgede varlık gösteriyor. Ancak Husilerin kıyı şeridindeki ilerleyişi, bu güvenlik mimarisini daha da karmaşık hale getiriyor. Bab el-Mendeb Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık %8'inin geçtiği bir güzergah olup, Süveyş Kanalı'na giden yol üzerinde bulunuyor. Dolayısıyla Husilerin burada kontrol sağlaması, küresel enerji piyasaları ve deniz ticareti için ciddi bir risk oluşturuyor.
Yemen hükümeti, Husilerin ilerleyişini kınayarak uluslararası toplumu müdahaleye çağırdı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, Husilerin kıyı şeridindeki ilerleyişini durdurmak için hava saldırıları düzenliyor. Ancak bu saldırılar, sivil kayıpları artırarak insani krizi derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler, Yemen'de 2023 itibarıyla 21 milyondan fazla insanın insani yardıma muhtaç olduğunu bildiriyor. Husilerin kıyı ilerleyişi, yardım koridorlarını da tehdit ederek insani erişimi zorlaştırabilir.
Uzmanlar, Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı'nı kontrol etmesinin, İran'ın bölgedeki etkisini artıracağını ve Suudi Arabistan ile BAE'nin güvenlik endişelerini derinleştireceğini belirtiyor. Ayrıca bu durum, ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığını yeniden gözden geçirmesine yol açabilir. Husilerin denizcilik alanındaki yetenekleri, mayın döşeme ve küçük botlarla saldırı düzenleme kapasitesiyle sınırlı olsa da, bu tür eylemler deniz ticaretini ciddi şekilde aksatabilir. 2021'de Husilerin Kızıldeniz'de bir gemiyi vurması, uluslararası denizcilik şirketlerini rotalarını değiştirmeye zorlamıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Husilerin ilerleyişi, İran ile Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşının bir yansıması olarak görülüyor. İran, Husileri destekleyerek Yemen'deki nüfuzunu artırırken, Suudi Arabistan ve BAE ise Yemen hükümetini destekleyerek İran'ın bölgesel yayılmasını engellemeye çalışıyor. Bu mücadele, Kızıldeniz'in güvenliğini doğrudan etkiliyor. ABD, Kızıldeniz'deki deniz trafiğini korumak için 5. Filo'ya bağlı gemileri konuşlandırmış durumda. Ancak ABD'nin öncelikleri, Ukrayna ve Tayvan gibi diğer bölgesel krizler nedeniyle dağılmış durumda. Bu durum, Husilerin daha rahat hareket etmesine olanak tanıyabilir. Avrupa Birliği de Kızıldeniz'deki istikrarsızlıktan endişeli; zira Avrupa'nın Asya ile ticareti bu güzergaha bağımlı.
Küresel deniz ticareti açısından Bab el-Mendeb Boğazı'nın kapanması veya tehdit altında olması, enerji fiyatlarını yükseltebilir ve tedarik zincirlerini bozabilir. 2023'te Kızıldeniz'deki gerginlikler nedeniyle bazı gemiler Ümit Burnu'nu dolaşmak zorunda kalmış, bu da maliyetleri artırmıştı. Husilerin kıyı şeridindeki ilerleyişi, bu tür senaryoların tekrarlanma riskini artırıyor. Ayrıca Husilerin elindeki İHA ve füze kapasitesi, Suudi Arabistan'ın güney kentlerini ve BAE'yi tehdit edebilir. Bu da Körfez ülkelerinin güvenlik harcamalarını artırmasına yol açabilir.
Diğer yandan, Yemen'deki insani kriz, Husilerin ilerleyişiyle daha da kötüleşebilir. Hudeyde limanı, Yemen'e giden insani yardımların %70'ini karşılıyor. Husilerin bu limanı tamamen kontrol etmesi, yardım dağıtımını sekteye uğratabilir. BM ve diğer yardım kuruluşları, olası bir kıtlık uyarısında bulunuyor. Uluslararası toplum, Husileri müzakere masasına dönmeye çağırıyor ancak taraflar arasındaki güvensizlik çözümü zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde tarafsız bir tutum izlemeye çalışsa da, Husilerin Kızıldeniz'deki ilerleyişi Türkiye'nin deniz ticareti ve enerji güvenliği açısından önem taşıyor. Bab el-Mendeb Boğazı, Türkiye'nin Asya ile ticaretinde kilit bir güzergah. Boğazın istikrarsızlaşması, Türk ihracatçıları için navlun maliyetlerini artırabilir ve teslimat sürelerini uzatabilir. Ayrıca Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde. Husilerin ilerleyişi, Körfez ülkeleriyle güvenlik işbirliğini derinleştirme ihtiyacını doğurabilir. Türkiye'nin Kızıldeniz'de askeri varlığı bulunmuyor; ancak bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji ithalatını ve ticaret yollarını dolaylı olarak etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, diplomatik kanalları kullanarak taraflar arasında diyalog çağrısını sürdürebilir.