Gazze'nin en büyük ve hâlâ hizmet veren hastanelerinden birinde elektrik kesintileri art arda yaşanırken, hastalar bunaltıcı sıcaklıktaki servislerde tedavi bekliyor. Doktorlar, motor yağı ve yedek parça kıtlığının jeneratörlerin kilitlenmesine yol açtığını ve bunun hayatları ciddi riske attığını bildiriyor. Kriz, hastanelerin ötesine yayılarak su, sanitasyon ve gıda gibi temel hizmetleri de tehdit ediyor.
Krizin Arka Planı: Elektrik ve Yakıt Kıtlığı
Gazze'de aylardır süren çatışmalar ve abluka, bölgenin altyapısını ciddi şekilde tahrip etti. Elektrik şebekesi büyük ölçüde çökmüş durumda; hastaneler, su pompaları ve diğer kritik tesisler jeneratörlerle ayakta kalmaya çalışıyor. Ancak jeneratörler için gereken yakıt, motor yağı ve yedek parça bulmak neredeyse imkansız hale geldi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve diğer yardım kuruluşları, Gazze'ye yakıt girişine izin verilmesi çağrılarını yineliyor, fakat İsrail'in güvenlik gerekçeleriyle uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle bu çağrılar sonuçsuz kalıyor. Hastane yetkilileri, jeneratörlerin aşırı yüklenme ve bakımsızlık nedeniyle sık sık arızalandığını, tamir için gerekli parçaların ise bulunamadığını belirtiyor. Bir doktor, "Jeneratörlerimiz birer birer susuyor. Yoğun bakım hastaları, kuvözdeki bebekler ve diyaliz hastaları doğrudan bu kesintilerden etkileniyor. Yakıt olmadan hayat kurtarma şansımız yok" diyerek durumun vahametini gözler önüne seriyor. Elektrik kesintileri sadece hastaneleri değil, evleri de vuruyor. Bunaltıcı yaz sıcaklıklarında klima ve vantilatörler çalışmıyor, gıdalar soğutulamadığı için bozuluyor, su arıtma tesisleri devre dışı kalıyor. Bu da kolera ve diğer salgın hastalık risklerini artırıyor. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Gazze'de 1,1 milyondan fazla insanın su ve sanitasyon hizmetlerinden yoksun olduğunu raporluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İnsani Felaket Derinleşiyor
Gazze'deki yakıt krizi, sadece yerel bir sorun olmanın ötesinde, bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Mısır ve Katar gibi arabulucu ülkeler, yardım konvoylarının düzenli geçişi için çaba harcasa da, İsrail'in Refah Sınır Kapısı'nı kapatması ve askeri operasyonları insani erişimi engelliyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, sağlık tesislerinin korunması gerektiğini vurgulayarak taraflara uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde yükümlülüklerini hatırlatıyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Gazze'deki durumu "insani bir kâbus" olarak nitelendirerek acil ateşkes çağrısında bulundu. Ancak ABD'nin İsrail'e verdiği destek ve Rusya'nın vetoları nedeniyle BM Güvenlik Konseyi etkili bir karar alamıyor. Avrupa Birliği ise insani yardımları artıracağını duyurdu, fakat yardımların sahaya ulaştırılması lojistik ve siyasi engeller nedeniyle gecikiyor. Uzmanlar, yakıt krizinin sadece sağlık değil, aynı zamanda gıda güvenliği ve temiz su erişimini de çökerttiğini belirtiyor. Dünya Gıda Programı (WFP), Gazze'de nüfusun yarısından fazlasının akut gıda güvensizliği yaşadığını ve kıtlık riskinin arttığını açıkladı. Elektrik olmadan fırınlar çalışmıyor, un değirmenleri duruyor ve ekmek üretimi neredeyse durma noktasına geldi. Hastanelerdeki durum ise her geçen saat daha da kötüleşiyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Gazze'deki 36 hastaneden sadece 10'u kısmen hizmet verebiliyor. Bu hastanelerde yatak kapasitesinin çok üzerinde hasta var; koridorlarda ve bahçelerde tedavi görmeye çalışan yaralılar, ilaç ve tıbbi malzeme yokluğuyla boğuşuyor. Doktorlar, basit bir enfeksiyonun bile ölümcül hale geldiğini, çünkü antibiyotik bulunamadığını söylüyor. Uluslararası toplum, Gazze'ye kesintisiz insani yardım ulaştırılması için çağrılarını sürdürüyor. Ancak sahadaki gerçeklik, çağrıların ötesinde bir aciliyet taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, yakıt olmadan hastanelerin tamamen kapanacağını ve bunun on binlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açacağını tahmin ediyor. Sivil toplum kuruluşları, taraflara insani koridorların açılması ve sağlık tesislerinin hedef alınmaması konusunda baskı yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki insani kriz, Türkiye'nin Ortadoğu politikası ve bölgesel istikrar açısından kritik bir sınav niteliğindedir. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bölgede önemli bir aktör olarak öne çıkarken, aynı zamanda İsrail ile ilişkilerini dengeleme çabası içindedir. Yakıt kıtlığı ve hastanelerin çöküşü, Türkiye'nin insani yardım koridorlarının açılması yönündeki diplomatik girişimlerini acil hale getiriyor. Ayrıca, olası bir mülteci dalgası ve bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomi politikalarını doğrudan etkileyebilir. Türkiye'nin Mısır ve Katar ile yürüttüğü arabuluculuk çabaları, ateşkes ve yardım sevkiyatı için hayati önem taşıyor.