İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik tutuklama ve saldırı kampanyasını sürdürüyor. Son 24 saat içinde çeşitli kentlerde düzenlenen operasyonlarda çok sayıda Filistinli gözaltına alındı; yerleşimciler ise Filistin köylerine yönelik taşlı ve sopalı saldırılar düzenledi. Olaylarda yaralananlar olduğu, maddi hasar meydana geldiği bildirildi. İsrail ordusu, operasyonların "terörle mücadele" kapsamında yürütüldüğünü savunurken, Filistinli yetkililer ve insan hakları kuruluşları uygulamaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Batı Şeria'da İsrail güçlerinin düzenlediği gece baskınları, son aylarda sistematik bir hal aldı. İsrail ordusu, Filistinli militanları hedef aldığını öne sürdüğü operasyonlarda genellikle evleri basıyor, arama yapıyor ve şüphelileri gözaltına alıyor. Filistin haber ajansı WAFA'ya göre, son operasyonlarda Ramallah, Nablus, Cenin, El Halil ve Tubas gibi şehirlerde onlarca kişi tutuklandı. Gözaltına alınanlar arasında eski mahkumlar ve öğrenciler de bulunuyor. İsrail ordusu, tutuklamaların "terör faaliyetlerine karışan" kişilere yönelik olduğunu iddia ediyor.
Yerleşimci şiddeti ise ayrı bir boyut oluşturuyor. Görgü tanıklarına göre, Nablus yakınlarındaki bir köyde yerleşimciler Filistinlilere ait tarım arazilerine saldırdı, zeytin ağaçlarını kesti ve araçlara zarar verdi. El Halil'de ise yerleşimcilerin Filistinlilerin evlerine taş attığı, bir kadının başından yaralandığı aktarıldı. İsrail polisinin saldırgan yerleşimcileri nadiren gözaltına aldığı, çoğu olayda herhangi bir işlem yapılmadığı belirtiliyor. Uluslararası toplum, yerleşimci şiddetini kınasa da İsrail yönetimi üzerinde etkili bir yaptırım uygulamıyor.
Filistin Yönetimi, gelişmeleri "işgalin tırmanması" olarak nitelendiriyor ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni acil toplanmaya çağırdı. Ancak ABD'nin veto yetkisi nedeniyle Konsey'den somut bir karar çıkması beklenmiyor. Avrupa Birliği ise yaptığı açıklamada, "orantısız güç kullanımı" ve "yerleşimci şiddeti"nden duyduğu endişeyi dile getirdi, taraflara itidal çağrısı yaptı.
Bölgesel veya küresel boyut
Batı Şeria'daki tırmanma, geniş Orta Doğu dinamikleriyle doğrudan bağlantılı. İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri operasyonları devam ederken, Batı Şeria'da yeni bir cephenin açılması bölgesel istikrarı daha da kırılgan hale getiriyor. İran destekli gruplar, İsrail'e karşı "direniş ekseni" söylemini güçlendirirken, Lübnan Hizbullahı ile İsrail arasındaki gerilim de yüksek seyrediyor. Batı Şeria'daki olaylar, uluslararası kamuoyunda Filistin davasına yönelik sempatiyi artırıyor ve İsrail'in meşruiyetini erozyona uğratıyor.
Öte yandan, İsrail'in Batı Şeria'da geniş çaplı bir operasyon başlatması, Filistin Yönetimi'ni daha da zayıflatabilir ve bölgede kaosu derinleştirebilir. Filistin Yönetimi, işgal altındaki topraklarda sınırlı özerkliğe sahip; güvenlik güçleri İsrail ordusuyla koordinasyon halinde. Ancak artan yerleşimci şiddeti ve tutuklamalar, Filistin halkının yönetime olan güvenini sarsıyor, alternatif direniş gruplarını güçlendiriyor. Bu durum, iki devletli çözüm ihtimalini daha da zayıflatıyor.
Küresel düzeyde ise, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail yetkilileri hakkında yürüttüğü soruşturma ve Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı soykırım davası, Batı Şeria'daki eylemleri de kapsayabilir. İsrail, bu girişimleri "siyasi" olarak nitelendirip reddediyor. ABD ise İsrail'e askeri destek vermeye devam ederken, insani durum nedeniyle zaman zaman eleştiri getiriyor. Ancak Washington'un tutumu, Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetini durdurmaya yetmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Batı Şeria'daki gelişmeleri yakından takip ediyor ve İsrail'in eylemlerini "devlet terörü" olarak nitelendiriyor. Ankara, Filistin davasını güçlü şekilde savunuyor; Cumhurbaşkanı Erdoğan sık sık İsrail'i eleştiriyor ve uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırıyor. Batı Şeria'daki tırmanma, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir gerilim dalgasına yol açabilir. Ekonomik ve güvenlik açısından ise Türkiye, bölgede istikrarsızlığın artmasından endişe ediyor; olası bir büyük çaplı çatışma, enerji fiyatlarını ve ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, Filistinli mültecilere yönelik yeni bir göç dalgası riskine karşı hazırlıklı olmak durumunda. Ankara'nın diplomatik girişimleri, İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM platformlarında İsrail'i sorumluluğa çağırma yönünde devam ediyor.