ABD ile İran arasında devam eden nükleer müzakereler, Tahran sokaklarında bölünmüş bir kamuoyunu ortaya çıkarıyor. France 2 muhabirlerinin elde ettiği nadir saha izlenimlerine göre, rejim karşıtı İranlılar savaşın siyasi değişim getireceğini umut ederken, İran liderliğinin şimdiye kadarki en birleşik görüntüsü karşısında derin bir hayal kırıklığı yaşıyor. Anlaşma süreci, dış politikada bir dönüm noktası olabileceği gibi, iç siyasette de rejime karşı muhalefeti yeniden şekillendirebilir.
Görüşmelerin Perde Arkası
İran ile ABD arasındaki dolaylı görüşmeler, Umman'ın arabuluculuğunda devam ediyor. Taraflar, 2015 nükleer anlaşmasının (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) yeniden canlandırılması için çaba sarf ediyor. Ancak Tahran'daki rejim karşıtı kesim, bu sürecin rejimi meşrulaştıracağı endişesini taşıyor. Görüşmelere en sert tepki, 2022'deki Mahsa Amini protestolarının ardından bastırılan muhalif gruplardan geliyor. Bu gruplar, ABD'nin rejimle müzakere etmek yerine protestoculara destek vermesi gerektiğini savunuyor.
Ekonomik yaptırımlar altında ezilen İran halkı ise anlaşmanın günlük hayata olumlu yansımasını bekliyor. Enflasyonun yüzde 40'ı aştığı ülkede, temel gıda fiyatları hızla yükseliyor. Bir anlaşma sağlanması halinde petrol ihracatının artması ve döviz girişinin hızlanması bekleniyor. Ancak uzmanlar, rejimin iç siyasette kazanç elde etmek için müzakereleri bir araç olarak kullandığını belirtiyor. Dini Lider Ali Hamaney, doğrudan ABD ile müzakereye karşı çıkarken, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi yönetimi dolaylı görüşmeleri sürdürüyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran-ABD anlaşması, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkileme potansiyeli taşıyor. Anlaşma sağlanırsa, İran'ın nükleer programı üzerindeki kısıtlamaların ardından yaptırımların kalkması bekleniyor. Bu durum, İran'ın bölgesel nüfuzunu artırabileceği gibi, Suudi Arabistan ve İsrail gibi ülkelerde endişe yaratıyor. İsrail, anlaşmaya şiddetle karşı çıkarken, Körfez ülkeleri temkinli bir destek sinyali veriyor. Rusya ve Çin ise süreci yakından izliyor; Moskova, kendi Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile benzer bir müzakere sürecini örnek almak isteyebilir.
Anlaşmanın bozulması halinde ise İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla gerilimi tırmandırması olası. Özellikle Yemen'deki Husiler ve Lübnan'daki Hizbullah, İran'ın elindeki en önemli baskı araçları olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, seçim öncesi dış politikada bir başarı göstermek isterken, İran yönetimi de ekonomik çöküşü durdurmak için anlaşmaya ihtiyaç duyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran anlaşması, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Anlaşma sağlanırsa, İran ile enerji ticaretinin önündeki engeller kalkabilir ve Türkiye'nin doğalgaz ithalatında maliyet avantajı oluşabilir. Ayrıca bölgesel istikrar, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik kaygılarını dolaylı olarak azaltabilir. Ancak anlaşmanın bozulması, İran'ın nükleer silah kapasitesini artırmasına yol açabilir; bu durum Türkiye'nin güvenlik çevresinde yeni bir tehdit oluşturur. Ayrıca ABD yaptırımlarının sıkılaşması, Türk şirketlerinin İran ile ticaretini zorlaştırabilir. Ankara, dengeli bir diplomasi izleyerek her iki senaryoya da hazırlıklı olmalıdır.