Gazze Şehri, 22 Haziran - Gazze Şeridi'nde yaşayan Filistinliler, yaz sıcaklıklarının artması ve temiz suya erişimin giderek zorlaşmasıyla birlikte boğucu çadırlardan kaçarak bölgenin kirlenmiş Akdeniz kıyılarına yöneliyor. Deniz, hem serinlemek hem de çamaşır yıkamak için tek alternatif haline gelirken, halk sağlığı uzmanları kirlilik nedeniyle ciddi uyarılarda bulunuyor. İsrail'in sıkı ablukası altındaki bölgede, altyapının büyük ölçüde tahrip olması temiz su teminini neredeyse imkânsız kılıyor.
Yaz sıcağı ve su krizi: Çifte tehdit
Gazze'de hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyrederken, İsrail'in uzun süredir uyguladığı kara, hava ve deniz ablukası nedeniyle temiz suya erişim ciddi şekilde kısıtlanmış durumda. Birleşmiş Milletler verilerine göre Gazze'deki su kaynaklarının yüzde 96'sı insan tüketimine uygun değil. Yeraltı suları aşırı kullanım ve atık suların karışmasıyla kirlenirken, mevcut arıtma tesisleri de yetersiz kalıyor. Bu durum, özellikle yaz aylarında yaşamı daha da çekilmez hale getiriyor.
İsrail'in 7 Ekim 2023'te başlayan son askeri harekâtı, zaten kırılgan olan su altyapısını büyük ölçüde tahrip etti. Birçok su kuyusu ve arıtma tesisi bombalanırken, elektrik kesintileri pompaların çalışmasını engelliyor. Filistinliler, günlük su ihtiyaçlarını karşılamak için kilometrelerce yürüyerek kuyulara gitmek veya pahalı ve güvenilmez su tankerlerine bel bağlamak zorunda kalıyor. Deniz kenarına akın eden kalabalıklar, bu çaresizliğin en somut göstergelerinden biri.
Kirlilik ve sağlık riskleri
Gazze'nin plajları, atık suların arıtılmadan denize bırakılması ve çöplerin birikmesi nedeniyle yüksek kirlilik seviyelerine sahip. Dünya Sağlık Örgütü, deniz suyunda kolera, tifo gibi hastalıklara yol açabilecek bakteri ve virüslerin bulunduğuna dikkat çekiyor. Buna rağmen, serinlemek ve temizlik ihtiyaçlarını gidermek isteyen Filistinliler, sağlık risklerini göze alarak denize giriyor. Yerel sağlık yetkilileri, yaz aylarında cilt hastalıkları ve ishal vakalarında belirgin bir artış beklediklerini belirtiyor.
Özellikle çocuklar, kirlenmiş suda oynarken daha büyük risk altında. Aileler, çocuklarını serinletebilmek için denizden başka bir seçenekleri olmadığını söylüyor. Bir anne, "Çadırın içi fırın gibi. Deniz kirli ama en azından çocuklar bir nebze olsun rahatlıyor" ifadelerini kullanıyor. Bu durum, Gazze'de insani krizin derinleştiğini ve halkın hayatta kalma mücadelesinin boyutlarını gözler önüne seriyor.
Uluslararası tepkiler ve yardım çabaları
Birleşmiş Milletler ve çeşitli insani yardım kuruluşları, Gazze'deki su krizine dikkat çekmek için defalarca çağrı yaptı. Ancak İsrail'in ablukası ve süregelen çatışmalar, yardımların bölgeye ulaşmasını engelliyor. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri, acil su arıtma üniteleri ve hijyen malzemeleri göndermeye çalışsa da bu çabalar ihtiyacı karşılamakta yetersiz kalıyor.
Mısır ve Ürdün gibi bölge ülkeleri, Gazze'ye su sağlanması için arabuluculuk girişimlerinde bulunsa da kalıcı bir çözüm sağlanamadı. İsrail, güvenlik gerekçesiyle Gazze'ye giden su miktarını sınırladığını ve mevcut altyapının yeterli olduğunu savunuyor. Ancak BM raporları, Gazze'de kişi başına düşen günlük su miktarının acil durum eşiği olan 15 litrenin altına düştüğünü ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki su krizi ve insani durumun kötüleşmesi, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım politikaları açısından önemli bir sınav niteliği taşıyor. Türkiye, geçmişte Gazze'ye su arıtma gemileri ve altyapı desteği göndererek öncü bir rol üstlenmişti. Ancak mevcut kriz, bu tür yardımların sürdürülebilir olmadığını ve kalıcı bir çözüm için İsrail ile siyasi müzakere gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji ve su kaynaklarının paylaşımına ilişkin Türkiye'nin uzun vadeli çıkarları göz önüne alındığında, Gazze'deki insani kriz bölgesel istikrarsızlığı artırarak Türkiye'nin güvenliğini de dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye'nin bu krizde aktif bir diplomasi izlemesi, hem insani sorumlulukları hem de bölgesel çıkarları açısından kritik önem taşıyor.