İran İslam Cumhuriyeti, son yıllarda yaşadığı iç ve dış zorlukların ardından yeni bir büyük strateji oluşturuyor. Bu strateji, Tahran'ın Ortadoğu'daki nüfuzunu yeniden tanımlamayı ve bölgesel güç dengesini kendi lehine çevirmeyi hedefliyor. Değişen küresel jeopolitik koşullar, ABD'nin bölgeden kısmi çekilmesi ve Çin'in artan rolü, İran'a yeni fırsat pencereleri açarken; iç protestolar, ekonomik yaptırımlar ve İsrail ile artan gerilim, rejimi daha pragmatik ve esnek bir dış politikaya yönlendiriyor. Yeni stratejinin merkezinde, vekil güçler aracılığıyla nüfuz alanını genişletmek, nükleer programını koz olarak kullanmak ve Körfez monarşileriyle diyaloğu sürdürmek yer alıyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın yeni büyük stratejisi, 2022'de başlayan Mahsa Amini protestolarının ardından rejimin meşruiyetinde oluşan çatlaklarla şekillendi. Rejim, içerideki baskıyı artırırken dışarıda daha iddialı bir duruş sergilemeye başladı. Dini Lider Ali Hamaney, Devrim Muhafızları ve reformist kanat arasındaki dengeler, yeni stratejinin pragmatizm ile ideolojik söylem arasında gidip gelmesine neden oluyor. Ekonomik yaptırımların ağırlaşması, İran'ı enerji dışı ticarette yeni ortaklıklar aramaya itti. Bu kapsamda Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS'e üyelik, Batı'ya alternatif arayışının bir parçası olarak öne çıkıyor.
Nükleer dosyada ise İran, uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a çıkararak Batı'yı müzakere masasına çekmeye çalışıyor. Ancak İsrail'in Natanz ve İsfahan tesislerine yönelik siber saldırıları ve suikastları, Tahran'ın nükleer stratejisini yeniden gözden geçirmesine yol açtı. Yeni stratejide, nükleer program tamamen koz olarak kullanılıyor; silah yapımına yönelik net bir adım atılmıyor ancak bu olasılık sürekli gündemde tutuluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın yeni stratejisi, Ortadoğu'daki tüm güç dengesini etkileyebilecek potansiyele sahip. Suudi Arabistan ile Çin arabuluculuğunda varılan normalleşme anlaşması, İran'ın Arap dünyasındaki izolasyonunu kırmada önemli bir adım oldu. Ancak Tahran, Yemen'deki Husiler, Irak'taki Şii milisler ve Suriye'deki rejim güçleri üzerindeki kontrolünü gevşetmiyor. Bu durum, İsrail ve ABD ile gerilimi tırmandırma riski taşıyor.
Küresel boyutta İran, Rusya-Çin eksenine yanaşırken Batı ile arasındaki mesafeyi koruyor. Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya'ya insansız hava aracı tedarik eden Tahran, bu ilişkiyi askeri ve teknik işbirliğine dönüştürmeye çalışıyor. Çin ile 25 yıllık stratejik işbirliği anlaşması ise İran ekonomisine can suyu olurken, Pekin'in bölgedeki enerji güvenliğini garanti altına alıyor. ABD ise İran'ı çevreleme politikasını sürdürüyor, ancak yeni strateji karşısında etkili bir caydırıcılık sunmakta zorlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın yeni büyük stratejisi, Türkiye'nin Ortadoğu politikasını doğrudan etkiliyor. İki ülke arasında Suriye, Irak ve Kafkaslar'da tarihsel rekabet bulunuyor. Tahran'ın vekil güçler aracılığıyla yayılmacı politikası, Türkiye'nin kuzey Irak ve Suriye'deki varlığına tehdit oluşturuyor. Öte yandan, İran ile Suudi Arabistan arasındaki normalleşme, Ankara ve Riyad arasındaki yakınlaşmayı dengeleyebilir. Türkiye, İran yaptırımlarına rağmen enerji ithalatında Tahran'a bağımlılığını sürdürüyor; yeni strateji, doğalgaz fiyatlandırmasında İran'ın elini güçlendirebilir. Bu nedenle Ankara, hem diplomatik temasları sürdürerek hem de bölgesel ittifakları güçlendirerek İran'ın yayılmacı politikalarına karşı proaktif bir duruş sergilemek zorunda.