Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) İran'a yönelik denetim kapasitesindeki daralma, Tahran'ın nükleer programının yarattığı riski savaş sonrası dönemde daha da belirsiz hale getiriyor. Yeni bir rapora göre, İran'ın elinde yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş yaklaşık 440,9 kilogram (972 pound) uranyum bulunuyor. Bu oran, nükleer silah yapımında kullanılan yüzde 90 saflıktaki silah sınıfı uranyumun hemen altında. IAEA'nın ülkedeki izleme ve denetim faaliyetlerinin kısıtlanması, İran'ın potansiyel olarak bu malzemeyi daha yüksek saflıklara çıkarma veya gizli tesislerde kullanma ihtimalini artırıyor. Uzmanlar, bu durumun bölgesel güvenlik dengesini yeniden şekillendirebileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin arka planı: Kısıtlanan denetimler ve artan zenginleştirme
İran'ın nükleer programı, uzun yıllardır uluslararası toplumun başlıca gündem maddelerinden biri olmuştur. 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşma, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmış ve IAEA'ya kapsamlı denetim yetkisi vermişti. Ancak ABD'nin 2018'de anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi ve ardından İran'ın taahhütlerini kademeli olarak askıya almasıyla birlikte, zenginleştirme seviyesi hızla yükseldi. Bugün itibarıyla İran, yüzde 60 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum stokuna sahip tek ülke konumunda. Bu oran, teknik olarak silah yapımına oldukça yakın olmakla birlikte, İran yetkilileri bu malzemenin barışçıl amaçlarla kullanıldığını iddia ediyor. IAEA, İran'ın tüm nükleer faaliyetlerini izleme konusunda ise giderek daha fazla engelle karşılaşıyor. Özellikle 2021'den bu yana, İran'ın bazı önemli tesislerdeki IAEA kameralarını kaldırması ve denetçilerin erişimini kısıtlaması, ajansın ülkedeki nükleer programın tam kapsamını değerlendirme yeteneğini zayıflattı. Son rapor, bu kısıtlamaların savaş sonrası dönemde daha da belirgin hale geldiğini ortaya koyuyor. Çünkü bölgedeki askeri çatışmalar, IAEA'nın lojistik ve güvenlik kapasitesini etkilerken, İran da bu durumu kendi lehine kullanarak denetimleri daha da sınırlandırmış olabilir.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir krizin habercisi mi?
İran'ın nükleer faaliyetlerindeki bu belirsizlik, sadece Orta Doğu için değil, küresel güvenlik mimarisi için de ciddi bir tehdit oluşturuyor. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için defalarca askeri seçenekleri gündeme getirmiş durumda. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri ise nükleer bir İran'a karşı kendi güvenlik dengelerini yeniden kurma arayışında. ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve diplomatik çabaları, İran'ın nükleer programını kontrol altına almada şu ana kadar sınırlı bir başarı sağladı. Avrupa Birliği ve diğer uluslararası aktörler ise İran'la yeni bir müzakere süreci başlatmaya çalışıyor, ancak IAEA'nın erişim kısıtlamaları bu çabaları baltalıyor. Uzmanlar, İran'ın mevcut uranyum stokunun teorik olarak bir nükleer bomba yapmaya yetecek kadar malzeme içerdiğini, ancak daha yüksek saflığa ulaşmak için ek zaman ve altyapı gerektiğini belirtiyor. Yine de, denetimlerin bu kadar sınırlı olduğu bir ortamda, İran'ın gizli bir program yürütüp yürütmediğini bilmek imkansız hale geliyor. Bu durum, bölgede bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir ve mevcut çatışmaları daha da derinleştirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın nükleer programındaki bu gelişme, Türkiye için hem güvenlik hem de diplomasi açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye, İran'la sınır komşusu olması nedeniyle olası bir nükleer krizden doğrudan etkilenecek ülkelerin başında geliyor. İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşması durumunda, bölgesel güç dengesi bozulacak ve Türkiye'nin kuzeydeki diğer tehditlerle birlikte iki yönlü bir güvenlik baskısı altında kalmasına neden olacaktır. Ayrıca, İran'a yönelik olası bir askeri müdahale, Türkiye'yi göç ve enerji güvenliği krizleriyle karşı karşıya bırakabilir. Türkiye, bu süreçte diplomatik kanalları açık tutarak hem IAEA'nın denetimlerinin güçlendirilmesini hem de İran'la müzakere sürecinin canlandırılmasını desteklemeli. Aynı zamanda, kendi nükleer enerji programını (Akkuyu NGS gibi) uluslararası standartlara uygun şekilde sürdürerek bölgesel nükleer silahlanma yarışının dışında kalmaya özen göstermelidir.