İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze Şeridi'nden çekilmeye niyeti olmadığını açıkça ortaya koyuyor. İsrail ordusunun Gazze'nin yaklaşık yüzde 70'ini kontrol ettiği bir dönemde, Netanyahu'nun bu topraklardan bir karış bile taviz vermeyeceği anlaşılıyor. Ekim ayında yapılması beklenen genel seçimler öncesinde ve sonrasında da bu tutumun devam edeceği belirtiliyor. Bu strateji, aslında İsrail'in uzun süredir uyguladığı ve kamuoyu önünde pek dile getirilmeyen bir planın parçası. Netanyahu, Gazze'de kalıcı bir işgalin sinyallerini verirken, uluslararası toplumun tepkisi ise sınırlı kalıyor.
Netanyahu'nun Stratejisi: İşgali Kalıcılaştırmak
Netanyahu'nun Gazze politikası, İsrail'in güvenlik endişeleri ve bölgesel hedefleri doğrultusunda şekilleniyor. İsrail ordusu, Gazze'nin kuzeyinden güneyine kadar geniş bir alanı kontrol altında tutarken, sivil yerleşimlerin yeniden inşasına izin verilmiyor. Netanyahu, Hamas'ın askeri kanadının tamamen yok edilmediği sürece geri çekilmenin söz konusu olmayacağını belirtiyor. Ancak eleştirmenler, bu tutumun aslında işgali kalıcı hale getirme amacı taşıdığını savunuyor. İsrail'in 1967'den bu yana Batı Şeria'da uyguladığı yerleşim politikasının bir benzerini Gazze'de de hayata geçirmeye hazırlandığı iddia ediliyor. Netanyahu'nun koalisyon ortağı aşırı sağcı partiler de Gazze'de yeni Yahudi yerleşimleri kurulması yönünde baskı yapıyor.
İsrail'in Gazze'den çekilmesi halinde, Hamas'ın yeniden güçleneceği ve İsrail'e yönelik saldırıların artacağı endişesi, Netanyahu'nun elini güçlendiriyor. Ayrıca, Gazze'nin stratejik konumu ve kıyı şeridi, İsrail için ekonomik ve askeri önem taşıyor. Doğal gaz rezervlerinin bulunduğu bölge, İsrail'in enerji politikasında kilit rol oynuyor. Netanyahu, bu kaynakların kontrolünü elinde tutmak istiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Uluslararası Tepkiler
Netanyahu'nun bu stratejisi, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırsa da somut bir yaptırıma yol açmadı. ABD yönetimi, İsrail'in güvenlik endişelerini anlayışla karşılarken, Avrupa Birliği ise Gazze'deki insani krize dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirten raporlar yayınlıyor ancak bağlayıcı bir karar alınamıyor. Arap ülkeleri ise İsrail'i kınamakla yetiniyor. Bu durum, Netanyahu'nun elini güçlendirirken, Filistin yönetimini ise zayıflatıyor.
Bölgedeki güç dengeleri, İsrail'in Gazze'deki işgalini sürdürmesini kolaylaştırıyor. İran ve Hizbullah'ın tehdit olarak algılanması, birçok ülkenin İsrail'e destek vermesine neden oluyor. Ancak bu durum, Filistin halkının yaşadığı insani krizi derinleştiriyor. Gazze'de temel ihtiyaçların karşılanamaması, genç nüfus arasında radikalleşmeyi artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Gazze'deki işgali kalıcılaştırma stratejisi, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail'le zaman zaman gerilen ilişkileriyle biliniyor. Netanyahu'nun bu adımı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikalarını da etkileyebilir. Gazze açıklarındaki doğal gaz rezervlerinin İsrail kontrolünde kalması, Türkiye'nin bölgedeki enerji merkezi olma hedefini zorlaştırabilir. Ayrıca, insani krizin derinleşmesi, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım çabalarını artırmasını gerektirebilir. Türkiye, diplomatik girişimlerle uluslararası kamuoyunu harekete geçirmeye çalışsa da, somut sonuçlar alması güç görünüyor.