İran'ın üst düzey müzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, ülkesinin her an savaşa hazır olması gerektiğini vurgularken, ABD ile müzakerelere de açık olduklarını belirtti. İran İslami Şura Meclisi Başkanı olarak da görev yapan Kalibaf, “Savaşı asla istemedik ve şu anda da istemiyoruz” ifadelerini kullandı. Kalibaf’ın bu açıklamaları, ABD ile İran arasında son haftalarda tırmanan gerilimin ardından geldi. ABD’nin bölgedeki askeri varlığını artırması ve İran’a yönelik yeni yaptırımlar duyurması, iki ülke arasındaki gerginliği körüklemişti. Kalibaf, Tahran’ın savunma kabiliyetlerini geliştirmeye devam edeceğini ancak diplomasi masasında da yer almaya hazır olduğunu söyledi.
Gelişmenin arka planı: Gerilim nasıl tırmandı?
ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde İran’a yönelik ‘azami baskı’ politikasını yeniden devreye sokması, Tahran-Washington hattındaki gerilimi zirveye taşıdı. ABD, İran’ın nükleer faaliyetlerini ve bölgedeki milis güçlerine verdiği desteği gerekçe göstererek yeni yaptırımlar açıkladı. Buna karşılık İran, uranyum zenginleştirme seviyesini yükseltti ve Basra Körfezi’nde ABD donanmasına yakın manevralar yaptı. Son olarak, İran destekli Yemenli Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemilere saldırıları, ABD’nin bölgeye ek askeri sevkiyat yapmasına yol açtı. Kalibaf’ın açıklamaları, bu sarmal içinde Tahran’ın hem güç gösterisi yapma hem de diplomasi kanalını açık tutma stratejisini yansıtıyor.
İran lideri Ali Hamaney’in danışmanlarından Ali Ekber Velayeti de geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “ABD ile müzakerelere karşı değiliz, ancak Washington’ın güven verici adımlar atması gerekir” demişti. Bu açıklamalar, İran’ın nükleer anlaşma masasına dönme ihtimalini gündeme getiriyor. 2015’te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), Trump’ın 2018’deki çekilmesiyle rafa kalkmış, Biden yönetimi döneminde müzakereler sonuçsuz kalmıştı. Şimdi yeniden başlayacak olası bir diyalog, özellikle Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler’in arabuluculuğunda şekillenebilir.
Bölgesel ve küresel boyut: Körfez ve petrol dengeleri
İran-ABD gerilimi, Körfez ülkeleri başta olmak üzere tüm Ortadoğu’yu etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran’la ilişkilerini normalleştirme çabalarını sürdürürken, ABD’nin baskı politikaları bu dengeyi zorluyor. Irak, Suriye ve Lübnan’daki İran nüfuzu, bölgesel istikrar açısından kritik. Kalibaf’ın ‘savaşa hazır’ mesajı, özellikle İsrail’in endişelerini artırıyor. İsrail, İran’ın nükleer programa yönelik adımlarını ‘varoluşsal tehdit’ olarak niteliyor ve gerektiğinde askeri müdahale sinyali veriyor. Petrol piyasaları ise her an patlayabilecek bir çatışma ihtimaliyle dalgalı seyrediyor. Brent petrol fiyatları, gerilimin tırmandığı son haftalarda varil başına 80 doların üzerine çıktı.
Rusya ve Çin, İran’a diplomatik destek verirken, Avrupa ülkeleri hem ABD’nin yaptırımlarına uyum sağlamaya hem de diplomasiyi canlı tutmaya çalışıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Diplomasi penceresi hala açık, ancak kapanmadan kullanılmalı” uyarısında bulundu. Bu bağlamda, Kalibaf’ın ‘diyaloğa açık’ mesajı, uluslararası toplum tarafından olumlu karşılandı. Ancak gözlemciler, İran’ın savaş hazırlıklarını sürdürmesinin, müzakerelerde elini güçlendirme taktiği olduğu yorumunu yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la en uzun kara sınırına sahip NATO üyesi olarak bu gerilimden doğrudan etkileniyor. Olası bir çatışma, sınıra yakın bölgelerde güvenlik riski yaratırken, mülteci akını endişesini de beraberinde getiriyor. Ayrıca Irak ve Suriye’deki gelişmeler, Türkiye’nin bu ülkelerdeki askeri varlığı ve PKK/YPG ile mücadelesi açısından da kritik. Ekonomik boyutta, İran yaptırımlarının delinmesi durumunda Türkiye’nin enerji ticaretinde sorun yaşama ihtimali var. Öte yandan, Ankara’nın hem ABD ile hem İran'la dengeli ilişkiler yürütme politikası, bu krizde arabulucu rolü üstlenmesine olanak tanıyor. Türkiye, bölgesel istikrarı koruma hedefiyle diplomasiye öncelik veriyor.