İran'ın son yıllarda bölgesel etkisini artırması ve nükleer programında ilerleme kaydetmesi, Orta Doğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. Bu gelişme, özellikle İran'ın komşuları olan Körfez ülkeleri, İsrail ve Türkiye gibi aktörleri, ortak bir tehdit karşısında eski anlaşmazlıkları bir kenara bırakmaya zorluyor. Ekonomik ve güvenlik kaygıları, bu ülkeleri iş birliğine yöneltirken, küçük çaplı sürtüşmelerin lüks olmadığı bir döneme girildiği vurgulanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana bölgesel bir güç olarak varlığını sürdürse de, son dönemdeki gelişmeler Tahran'ı daha da cesaretlendirdi. ABD'nin bölgeden askeri olarak çekilme sinyalleri, İran'ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçler aracılığıyla nüfuz alanını genişletmesine olanak tanıdı. Ayrıca, nükleer müzakerelerde ilerleme kaydedilmesi ve yaptırımların hafifletilmesi, İran ekonomisine nefes aldırdı.
Bu durum, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Körfez ülkeleri ve İsrail'i endişelendiriyor. İran'ın balistik füze programı ve bölgesel milisleri desteklemesi, bu ülkelerin güvenlik algılarını doğrudan tehdit ediyor. Özellikle Suudi Arabistan ve BAE, Yemen'deki Husilere verdiği destekle İran'ı doğrudan rakip olarak görüyor. İsrail ise İran'ın nükleer silah elde etme potansiyelini varoluşsal bir tehdit olarak tanımlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Ortak tehdit karşısında, bu ülkeler arasındaki eski kırgınlıkların aşılması kaçınılmaz hale geliyor. Bunun en somut örneği, İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında 2020'de imzalanan Abraham Anlaşmaları oldu. Bu anlaşmalar, İran'a karşı ortak bir cephe oluşturma amacı taşıyordu. Son dönemde Suudi Arabistan'ın da İsrail ile normalleşme sinyalleri vermesi, bu ittifakın genişleyebileceğini gösteriyor.
Küresel boyutta ise, ABD ve Avrupa ülkeleri İran'ın nükleer programını kontrol altına almaya çalışırken, Rusya ve Çin'in İran ile artan iş birliği dikkat çekiyor. Rusya'nın Ukrayna savaşında İran'dan insansız hava aracı (İHA) tedarik etmesi, Tahran'ın uluslararası alandaki önemini artırdı. Bu durum, İran'a karşı birleşik bir cephenin oluşturulmasını daha da önemli hale getiriyor.
Ekonomik boyuta bakıldığında, İran'ın enerji ihracatı ve bölgesel ticaret yolları üzerindeki etkisi, komşu ülkeler için hem fırsat hem tehdit oluşturuyor. Örneğin, Irak ve Türkiye, İran doğal gazına bağımlı durumda. Bu bağımlılık, enerji arz güvenliği açısından riskler taşırken, aynı zamanda iş birliği alanları da yaratıyor.
Ancak, eski kırgınlıkların aşılması hiç de kolay değil. Suudi Arabistan ile Katar arasındaki 2017-2021 ambargosu, bu ülkeler arasındaki güven eksikliğini gösteriyor. Ayrıca, İsrail-Filistin sorunu gibi temel meseleler, İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşmeyi hala zora sokuyor. Buna rağmen, İran tehdidinin büyüklüğü, bu ülkeleri pragmatik adımlar atmaya itiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'ın cesaretlenmesinden doğrudan etkilenen ülkeler arasında. İran'ın Suriye ve Irak'taki nüfuzu, Türkiye'nin güney sınırlarında güvenlik riski oluşturuyor. Ayrıca, İran'ın PKK ve diğer Kürt gruplarla ilişkileri, Türkiye'nin terörle mücadelesini zorlaştırıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail ile son yıllarda yaşadığı gerginlikleri aşarak, İran'a karşı ortak bir duruş geliştirme fırsatına sahip. Enerji alanında ise, Türkiye'nin İran gazına bağımlılığı ve Doğu Akdeniz enerji kaynakları, bu karmaşık denklemin parçaları. Türkiye'nin bölgesel dengeleri gözeterek, hem İran ile iş birliğini sürdürmesi hem de diğer aktörlerle iş birliğini derinleştirmesi önem taşıyor.