İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, ülkesinin Ortadoğu'da artan gerilimi düşürmek için uluslararası arabulucularla görüşmeleri sürdürdüğünü açıkladı. Tahran yönetimi, özellikle İsrail-Hamas çatışmalarının bölgesel bir savaşa dönüşmesini engellemek amacıyla diplomatik kanalları aktif tutarken, son haftalarda yoğunlaşan diplomatik trafiğin arkasında da bu endişe yatıyor. Kenani, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, "Bölgede tırmanmayı önlemek için arabulucularla istişarelerimiz devam ediyor. Diplomasiye ve diyaloğa inanıyoruz ancak ulusal çıkarlarımızı korumaktan da geri adım atmayacağız" ifadelerini kullandı.
Gelişmenin arka planı: İran'ın bölgesel stratejisi
İran'ın bu açıklaması, özellikle Gazze'de devam eden çatışmaların Lübnan ve Yemen'deki müttefik gruplara da sıçraması endişelerinin yükseldiği bir döneme denk geliyor. Tahran, Hamas ve Filistin İslami Cihad gibi gruplara verdiği destekle bilinirken, son haftalarda Hizbullah'ın İsrail'le sınır çatışmalarına girmesi, bölgesel bir yangının fitilini ateşleyebilecek boyutlara ulaştı. İran yönetimi, bir yandan ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırmasına karşı sert söylemler kullanırken, diğer yandan Katar, Umman ve Türkiye gibi ülkeler aracılığıyla arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdı. Kaynaklar, İran'ın özellikle İsrail topraklarına yönelik doğrudan bir saldırı planlamadığını ancak müttefik grupların olası bir İsrail saldırısına karşılık verme kapasitesini koruduğunu belirtiyor.
Geçtiğimiz haftalarda İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarının durdurulması çağrısında bulunmuş ve uluslararası toplumu sorumluluk almaya davet etmişti. Tahran'ın bu diplomatik atakları, ABD'nin bölgeye iki uçak gemisi göndermesi ve Suudi Arabistan ile normalleşme sürecini askıya alması gibi gelişmelerle aynı döneme denk geliyor. İran, aynı zamanda Katar ve Umman üzerinden yürütülen müzakerelerde, çatışmaların yayılmasını önlemek için garantiler istiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Diplomasi mi, güç gösterisi mi?
İran'ın arabuluculuk girişimleri, bölgesel aktörler ve küresel güçler arasındaki karmaşık dengeleri yansıtıyor. Bir yandan ABD, İsrail'in yanında yer alarak İran'ı caydırmaya çalışırken, diğer yandan Çin ve Rusya, Tahran'la yakın ilişkilerini sürdürüyor. İran'ın arabulucularla yürüttüğü görüşmelerde, özellikle Katar'ın aktif rolü dikkat çekiyor. Katar, hem Hamas'la hem de İsrail'le diyalog kurabilen nadir ülkelerden biri olarak, çatışmaların durdurulması için kilit bir pozisyonda yer alıyor.
Öte yandan, Batılı kaynaklar İran'ın bu girişimlerini samimiyetle sorgularken, Tahran yönetiminin aynı anda müttefik gruplara silah ve istihbarat desteği sağlamaya devam ettiğini iddia ediyor. Uzmanlar, İran'ın diplomasi söyleminin aslında bir "zaman kazanma" taktiği olabileceğini, olası bir ABD-İsrail saldırısına karşı savunma hatlarını güçlendirmek için bu süreci kullandığını belirtiyor. Buna karşın, İran'ın doğrudan bir savaşa girmek istemediği, çünkü kendi ekonomik sorunları ve iç siyasi istikrarsızlığının böyle bir çatışmayı kaldıramayacağı da biliniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın arabuluculuk çabaları, Türkiye'nin bölgesel politikalarıyla doğrudan kesişiyor. Ankara, Filistin davasında aktif bir söylem izlerken, İran'la rekabet halinde olduğu Suriye ve Irak'ta da nüfuz mücadelesi veriyor. Türkiye, İsrail-Hamas çatışmasının yayılmasını önlemek için Katar ve Mısır'la birlikte arabuluculuk yaparken, İran'ın da benzer bir rol üstlenmesi, iki ülke arasındaki diplomasi trafiğini artırabilir. Ancak, İran'ın bölgedeki nüfuz alanını genişletme çabaları, Türkiye'nin çıkarlarıyla çelişebilir. Ekonomik açıdan, olası bir geniş çaplı çatışma, Türkiye'nin enerji hatlarını ve ticaret yollarını tehdit edebilir. Bu nedenle Ankara, Tahran'ın diplomatik girişimlerini yakından izlerken, kendi arabuluculuk rolünü de güçlendirmeye çalışıyor.