ABD ile İran arasındaki Hürmüz Boğazı'nın yönetimine ilişkin 'Mutabakat Zaptı' fiilen rafa kalkmış durumda. Taraflar, boğazın geçici yönetimi konusundaki anlaşmazlık nedeniyle yeniden açık çatışmanın eşiğine geldi. Ancak bu gerilimin nereye varacağı belirsizliğini koruyor. Zira yeni bir çatışma turunun temel dinamikleri değiştirebileceğine dair güçlü bir kanıt bulunmuyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde imzalanan ve 'Yanlış Anlama Mutabakatı' olarak anılan belge, uzun süredir eleştiriliyor ve bugün gelinen noktada tamamen geçersiz hale gelmiş görünüyor.
Gelişmenin Arka Planı
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. ABD, 2019'dan bu yana bölgede 'güvenli navigasyon' adı altında bir koalisyon yürütüyor. İran ise ulusal egemenlik ve bölgesel güvenlik gerekçesiyle boğazda daha fazla söz hakkı talep ediyor. Trump yönetimi tarafından hazırlanan mutabakat metni, tarafların birbirlerinin niyetlerini yanlış anlaması üzerine inşa edildiği için 'Yanlış Anlama Mutabakatı' olarak anılıyor. Belge, İran'ın uluslararası sulardaki gemileri denetlemesine izin verirken, ABD'nin de bölgede askeri varlık göstermesini meşrulaştırıyordu. Ancak bu ikili yapı, her iki tarafın da birbirine güvenmemesi nedeniyle işlemeye başlamadan çöktü.
Son haftalarda tırmanan gerilim, İran'ın bölgede yeni bir askeri tatbikat yapması ve ABD'nin buna karşılık uçak gemisini bölgeye yönlendirmesiyle başladı. Taraflar, mutabakatın uygulanmasına ilişkin sürekli birbirlerini 'ihlal' ile suçluyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, İran'ın 'provokatif eylemleri' nedeniyle mutabakatın geçerliliğini yitirdiği belirtildi. İran tarafı ise 'ABD'nin bölgedeki varlığının istikrarsızlık kaynağı' olduğunu ve 'İran'ın meşru çıkarlarını savunmaktan vazgeçmeyeceğini' duyurdu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'nda yeniden alevlenen bu gerilim, küresel enerji piyasalarını doğrudan etkiliyor. Petrol fiyatları, son bir haftada yüzde 8 oranında yükseldi. Uzmanlar, boğazın tamamen kapatılması durumunda petrol fiyatlarının varil başına 150 doları aşabileceği uyarısında bulunuyor. Çin, Hindistan, Japonya gibi ülkelerin yanı sıra AB ülkeleri de bölgedeki istikrarsızlıktan en çok etkilenecek ülkeler arasında. Arap ülkeleri ise endişeli bir bekleyiş içinde. Suudi Arabistan, kendi petrol ihracatının kesintiye uğramaması için Yemen'deki mevcut ateşkesi sürdürme çabasında. Bölge ülkeleri, ABD ve İran arasındaki bu yeni krizden kaçınmak için yoğun diplomatik trafik yürütüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimden doğrudan etkilenecektir. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki olası artış, hem cari açığı hem de enflasyonu yukarı çekecektir. Ayrıca Türkiye'nin komşusu Irak'ın petrol ihracatının önemli bir kısmı Basra Körfezi üzerinden yapıldığı için, bu güzergâhın güvenliği Türkiye için hayati önem taşımaktadır. Krizin tırmanması halinde Türkiye, hem enerji tedarikinde çeşitlendirme arayışına gitmek hem de bölgesel bir aktör olarak arabuluculuk rollerini üstlenmek zorunda kalabilir. Ankara'nın İran ve ABD ile ilişkilerini dengede tutma çabası daha da karmaşık bir hal alacaktır.