İran, İsrail'in olası saldırıları sonrası zarar gören nükleer tesislerine Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) erişimini, ancak Ankara ile eşit şartlarda yürütülecek bir anlaşma çerçevesinde mümkün olacağını açıkladı. Tahran yönetimi, savaş koşullarında nükleer programının şeffaflığını korumak istediğini belirtirken, Batılı ülkelerin 'çifte standardına' karşı olduğunu vurguladı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ülkenin teknik ve hukuki egemenliğinin ihlal edilmesine izin vermeyeceklerini söyledi. Açıklama, İran ile İsrail arasındaki doğrudan askeri çatışma riskinin arttığı bir dönemde geldi.
Krizin arka planı: Nükleer tesisler ve güvenlik endişeleri
İran'ın nükleer programı, yıllardır uluslararası toplumun merceği altında. UAEA, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini izlemek için Natanz ve Fordow gibi tesislerde denetimler yapıyor. Ancak İsrail, İran'ın nükleer silah geliştirdiğini iddia ederek bu tesislere yönelik sabotaj eylemleri düzenlemekle suçlanıyor. Son olarak, bir İranlı generalin öldürülmesi ve askeri tesislerde patlamalar yaşanması, Tahran'ı alarma geçirdi. İran, bu olayların ardından UAEA'ya erişim izni vermeyi askıya almış ve yeni bir anlaşma yapılması gerektiğini duyurmuştu.
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı, 'Nükleer tesislerimiz ulusal güvenliğimizin bir parçasıdır. Hiçbir yabancı gücün baskısı altında kapılarımızı açmayız. Eşit muamele ve karşılıklı saygı çerçevesinde, UAEA ile iş birliğine hazırız' dedi. Uzun süredir devam eden müzakereler, ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesiyle sekteye uğramış, Tahran da uranyumu yüzde 60'a kadar zenginleştirerek taahhütlerini ihlal etmişti. Şimdi ise İsrail savaşı, durumu daha da karmaşık hale getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Diplomasi mi, çatışma mı?
İran'ın bu tutumu, uluslararası toplumda iki farklı yoruma neden oluyor. Bir yandan Batılı ülkeler, İran'ı müzakerelere dönmeye çağırırken, diğer yandan İsrail'in olası bir askeri operasyonu gündemde. UAEA Başkanı Rafael Grossi, 'İran'ın tesislere erişimi engellemesi kabul edilemez. Nükleer programın barışçıl olduğunu kanıtlamak için şeffaflık şart' demişti. Ancak Tahran, BM Güvenlik Konseyi'nin yaptırımlarına ve İsrail'in 'saldırgan politikalarına' dikkat çekerek, eşitlik ilkesini vurguluyor.
Rusya ve Çin, İran'ın talebine destek verirken, ABD ve Avrupa Birliği, Tahran'ın 'zaman kazanma taktiği' izlediğini iddia ediyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, nükleer bir silahlanma yarışından endişe duyuyor. İran'ın nükleer programı aynı zamanda İsrail'in güvenlik doktrini için kırmızı çizgi olarak görülüyor. Tel Aviv, Tahran'ın nükleer silah elde etmesini engellemek için her türlü önlemi alacağını beyan ediyor. Bu gerginlik, bölgedeki askeri yığınağı artırıyor ve olası bir çatışmanın fitilini ateşleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-İsrail hattındaki bu kriz, Türkiye için hem diplomatik hem de güvenlik boyutlarıyla kritik. Ankara, bir yandan İran'la enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan NATO müttefiki olarak İsrail'le dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Nükleer bir kriz, bölgede yeni bir sıcak çatışma yaratabilir; bu da Türkiye'nin sınırlarına yakın bir istikrarsızlık anlamına gelir. Ayrıca, Tahran'ın tutumu Türkiye'nin nükleer enerji projelerini de dolaylı olarak etkileyebilir. UAEA ile yaşanan bu pürüz, uluslararası nükleer düzenlemelerin geleceği açısından da önemli. Türkiye, bu süreçte arabuluculuk rolü üstlenebilir, ancak İran'ın 'eşitlik' vurgusu Ankara'nın kendi nükleer emelleri için de emsal teşkil edebilir.