Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik başlattığı savaş, yalnızca cephede değil, sivil toplumda da derin yaralar açtı. Milyonlarca Ukraynalı çocuk ve genç, evlerini terk etmek zorunda kaldı; binlercesi ise işgal altındaki topraklardan Rusya'ya kaçırıldı. Savaşın psikolojik etkileri, büyüyen bir insani kriz olarak öne çıkıyor. Ukrayna'da toplum, bu travmayı yaşayan genç kuşağı iyileştirmek için seferber olmuş durumda; psikologlar, eğitimciler ve gönüllüler, çocukların ve gençlerin normalleşme sürecine dönmelerine yardımcı olmaya çalışıyor. Ancak uzmanlar, bu sürecin yıllar alacağını ve uluslararası destek gerektireceğini vurguluyor.
Savaşın Gölgesinde Büyüyen Bir Nesil
Rus işgalinin başlamasıyla birlikte, Ukrayna'nın dört bir yanından milyonlarca insan yerinden edildi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, savaş boyunca ülke içinde yerinden edilenlerin sayısı 8 milyonu aşarken, 6 milyondan fazla Ukraynalı da komşu ülkelere sığındı. Bu kitlesel göçün en kırılgan grubunu ise çocuklar ve gençler oluşturuyor. Birçoğu, evlerini, arkadaşlarını ve okullarını geride bırakarak yeni bir yaşam kurmaya çalışıyor. Ancak fiziksel güvenlik sağlansa bile, psikolojik yaralar derin.
Ukrayna Sağlık Bakanlığı ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının raporlarına göre, savaş nedeniyle çocukların önemli bir kısmı travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) belirtileri gösteriyor. Uyku bozuklukları, kaygı, depresyon ve davranışsal sorunlar, bu çocukların günlük yaşamlarını ciddi şekilde etkiliyor. Uzmanlar, savaşa tanık olmanın ve sürekli hava saldırısı alarmları altında yaşamanın, bir çocuğun beyin gelişimini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle Ukrayna'da psikososyal destek programları büyük önem taşıyor.
Ukrayna hükümeti, eğitim sistemini yeniden yapılandırarak, çocukların okula dönüşünü hızlandırmaya çalışıyor. Savaşın başladığı 2022'den bu yana, birçok okul çevrimiçi eğitime geçmek zorunda kaldı; ancak bu kez de eğitimde fırsat eşitsizliği sorunu gündeme geldi. Elektrik kesintileri ve internet erişimindeki aksaklıklar, özellikle doğu bölgelerindeki çocukların eğitimden kopmasına neden oldu. Buna ek olarak, milyonlarca çocuğun yurt dışına gitmesi, Ukrayna'nın gelecekteki demografik yapısını da tehdit ediyor.
Kaçırılan Çocuklar ve Uluslararası Boyut
Savaşın en acımasız yüzlerinden biri, Ukraynalı çocukların Rusya tarafından kaçırılmasıdır. Ukrayna hükümeti, bugüne kadar 19 binden fazla çocuğun Rusya veya işgal altındaki topraklara götürüldüğünü iddia ediyor. Bu çocukların bir kısmı, Rus ailelere evlatlık verilmiş ya da zorla Rus kimliği ve kültürüyle yetiştirilmeye çalışılıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), bu eylemleri savaş suçu olarak değerlendirerek, Rusya'nın çocukları sınır dışı etmesini soruşturma kapsamına aldı. Ancak şu ana kadar geri getirilebilen çocuk sayısı sadece birkaç yüzle sınırlı kaldı.
Ukrayna'nın bu alandaki çabaları, uluslararası toplumun desteğiyle devam ediyor. Ülke, Katar gibi devletlerin arabuluculuğuyla bazı çocukların geri dönüşünü sağlayabildi. Ancak bu süreç, diplomatik ve lojistik engeller nedeniyle oldukça yavaş ilerliyor. Savaşın uzaması, ayrı düşen ailelerin acısını da katlanarak artırıyor. Uzmanlar, kaçırılan çocukların kimliklerinin ve kökenlerinin korunmasının, ileride onların yeniden ailelerine kavuşturulması açısından kritik önemde olduğunu belirtiyor.
Öte yandan, savaşın psikolojik tahribatı yalnızca çocuklarla sınırlı değil. Genç yetişkinler de savaşın yükünü omuzlayan kesim oldu; birçoğu cephede savaşırken, diğerleri ülkenin ekonomisini ayakta tutmaya çalışıyor. Savaşın getirdiği belirsizlik, gençler arasında umutsuzluk ve kaygıyı artırmış durumda. Ukrayna'da son yıllarda intihar oranlarında artış görülmesi, bu durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ukrayna'daki savaşın yol açtığı insani kriz, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir boyuta sahip. Türkiye, savaşın başından bu yana arabuluculuk çabalarıyla öne çıktı ve tahıl koridoru anlaşması gibi diplomatik başarılara imza attı. Şimdi ise Ukraynalı çocukların yaşadığı travma ve kaçırılma sorunu, Türkiye'nin insani diplomasi alanında aktif rol oynayabileceği yeni bir alan oluşturuyor. Ayrıca, Türkiye'deki Ukraynalı mülteci topluluğunun psikososyal ihtiyaçları, Türk sivil toplum kuruluşlarının desteğini gerektiriyor. Bu kriz, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve insan hakları konularındaki politikalarının bir parçası olarak ele alınmalıdır. Türkiye'nin hem Ukrayna hem de Rusya ile olan ilişkileri, bu tür hassas konularda arabuluculuk yapma kapasitesini artırıyor. Ancak bu süreçte, Türkiye'nin uluslararası hukuka saygılı ve tarafsız bir tutum sergilemesi büyük önem taşıyor.