İran savaşının altıncı ayına girilirken, Florida'dan Demokrat Kongre adayı ve emekli Tümgeneral Leela Gray, savaşın “hayat pahalılığı krizinden başka bir şey başaramadığını” söyledi. Bloomberg'in aktardığı açıklamada Gray, ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonlarının maliyetinin Amerikan halkının cebine yansıdığını ve bunun 2024 seçimlerinde belirleyici bir konu haline geldiğini ifade etti. Gray, “Altı aydır savaşıyoruz; ortada ne stratejik bir kazanım var ne de bölgesel istikrar. Olan şey, market fiyatlarının uçması, enerji maliyetlerinin artması ve ailelerin geçim derdine düşmesi” dedi.
Gelişmenin Arka Planı: Savaşın Ekonomik Yükü
İran savaşı, Başkan yönetiminin ulusal güvenlik gerekçesiyle başlattığı askeri operasyonların ardından küresel enerji fiyatlarında ciddi artışlara yol açtı. Orta Doğu'daki gerilimin tırmanmasıyla birlikte petrol varil fiyatı son altı ayda yüzde 40'ın üzerinde yükselirken, doğal gaz ve gıda fiyatları da rekor seviyelere ulaştı. Bu durum, ABD'de yıllık enflasyonun yüzde 6'yı aşmasına ve Fed'in faiz artırımlarını sürdürmesine neden oldu.
Gray, açıklamasında özellikle işçi sınıfı ve orta gelirli ailelerin bu yükü en ağır şekilde hissettiğini vurguladı. “Savaşın faturasını ödeyenler, Wall Street yöneticileri ya da silah lobicileri değil; garsonlar, öğretmenler ve hemşireler” diyen Gray, yönetimin savaşın maliyetine ilişkin şeffaf bir hesap vermesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Kongre Bütçe Ofisi'nin tahminlerine göre, İran operasyonlarının ilk altı ayının ABD bütçesine maliyeti 500 milyar doları aşmış durumda.
Ordu kademesindeki deneyimiyle dikkat çeken Gray, askeri çözümün bölgede kalıcı barışı getirmeyeceğini, aksine İran'ın nükleer programının hızlanması ve vekil güçler üzerindeki nüfuzunun artması gibi yeni riskler doğurduğunu savunuyor. Eski general, diplomasi masasına dönülmesi ve ekonomik önceliklerin savaş harcamalarının önüne geçmesi gerektiğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Savaşın Yayılma Riski
İran savaşı sadece ABD ekonomisini etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerini de tehdit ediyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlik, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik geçiş yolu riskini artırıyor. Küresel piyasalarda risk iştahı azalırken, gelişmekte olan ülkeler gıda ve enerji ithalatında zorluklarla karşılaşıyor.
Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, ateşkes çağrılarını sıklaştırıyor. Özellikle Almanya ve Fransa, ABD'nin İran'a yönelik sert tutumunun bölgesel bir çatışmaya dönüşme ihtimaline karşı uyarıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise savaşın kendi topraklarına sıçramaması için arabuluculuk girişimlerini sürdürüyor. Bu durum, bölgesel güç dengesinin yeniden şekillenmesine ve küresel enerji haritasının değişmesine zemin hazırlıyor.
Uzmanlar, savaşın uzaması halinde mülteci akınlarının artabileceğini, Avrupa'ya yeni bir göç dalgasının yaşanabileceğini ve uluslararası hukuk düzeninin ciddi yaralar alacağını ifade ediyor. Ekonomik yaptırımların ve askeri müdahalelerin çözüm üretmediğini savunan analistler, halkların yaşam maliyetindeki artışın savaşın en somut sonucu olduğunu aktarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran savaşı, Türkiye'nin güvenlik ve enerji dengelerini doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran'dan yaptığı doğal gaz ithalatında ve bölgesel istikrarda bu çatışmadan olumsuz etkilenme riskiyle karşı karşıya. Enerji maliyetlerindeki küresel artış, Türkiye'nin cari açığını büyütebilir ve enflasyon baskısını artırabilir. Öte yandan, Türkiye'nin diplomatik girişimleri ve bölgesel arabuluculuk rolü, savaşın sona erdirilmesinde kilit önemde olabilir. Kuzey Irak'taki gelişmeler ve PKK ile mücadele, savaşın yarattığı istikrarsızlıktan etkilenebilir. Türkiye, hem ABD hem İran ile diyalog halinde olarak bu krizden en az zararla çıkmanın yollarını aramalı; savaşın uzaması bölgesel ve küresel her ülke için ekonomik ve güvenlik risklerini derinleştirecektir.